Türk Medeni Kanunu sistematiği içerisinde boşanma süreci sadece duygusal bir kopuşu değil, aynı zamanda tarafların ekonomik geleceklerini belirleyen ciddi bir malvarlığı tasfiyesini de beraberinde getirmektedir. Eşlerin evlilik birliği süresince binbir emekle elde ettikleri malvarlıklarının paylaşımı kadar, bu malların edinilmesi veya ailenin yaşamının sürdürülmesi için yapılan borçların durumu da büyük bir hukuki tartışma konusudur. Özellikle boşanma aşamasına gelen bireylerin hukuk bürolarına başvurduklarında yönelttikleri en temel ve kritik soru boşanmada borçlar ortak mı sorusudur. Bu soruya verilecek cevap, sadece basit bir “evet” veya “hayır” ile geçiştirilemeyecek kadar derin hukuki ayrımlar içermektedir. Borcun hangi tarihte yapıldığı, hangi amaçla harcandığı ve borcun niteliği (kişisel mi yoksa ailenin ortak menfaati için mi olduğu) sorumluluk alanlarını tamamen değiştirmektedir. Hukuk sistemimiz, borçların paylaşımında adaleti sağlamak ve eşlerin mağduriyetini önlemek adına son derece detaylı kriterler belirlemiştir.
Hukuki süreçte pasiflerin, yani borçların yönetimi, en az aktif malvarlığının paylaşımı kadar stratejik ve hayati bir öneme sahiptir. Yanlış yönetilen bir borç tasfiyesi süreci, tarafların yıllarca sürecek icra takipleriyle ve haksız borç yüküyle karşı karşıya kalmasına neden olabilmektedir. Edinilmiş mallara katılma rejimi, bu konuda temel belirleyici çerçeveyi çizmektedir. Bu rejimde eşlerin evlilik süresince edindikleri mallar üzerinde hak sahibi olmaları esas olmakla birlikte, bu hakkın kullanımı sırasında mallara ilişkin mevcut borçların da mutlak suretle dikkate alınması gerekmektedir. Pasiflerin aktiflerden düşülmesi suretiyle yapılan “artık değer” hesaplaması, boşanmanın mali sonuçlarını belirler. Dolayısıyla boşanmada borçlar ortak mı meselesi, doğrudan eşlerin cebine girecek veya cebinden çıkacak net rakamı tayin etmektedir.
Boşanmada Borçlar Ortak Mı: Mal Rejimleri ve Sorumluluk Esasları
Türk Medeni Kanunu, 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren değişiklikle yasal mal rejimi olarak “edinilmiş mallara katılma rejimini” kabul etmiştir. Bu tarihten sonra evlenen çiftler, kanun gereği otomatik olarak bu rejime tabi olmaktadırlar. Daha önce evlenmiş olanlar ise, kanunun tanıdığı bir yıllık geçiş süresi içinde başka bir rejim seçmedikleri takdirde, bu tarihten sonra edindikleri mallar için bu rejime dahil sayılmaktadırlar. Edinilmiş mallara katılma rejimi, eşlerin evlilik süresince emekleri karşılığında edindikleri malların (edinilmiş malların) boşanma halinde yarı yarıya paylaşılmasını öngörmektedir. Ancak bu paylaşım, sadece pozitif değerleri değil, aynı zamanda bu değerlere ulaşmak için katlanılan mali külfetleri de kapsamaktadır. Yasa koyucu, eşlerin bir “ekonomik kader birliği” yaptığını varsaymaktadır. Bu kader birliği, borçların yönetiminde de kendini göstermekte ve boşanmada borçlar ortak mı tartışmasının merkezini oluşturmaktadır.
Evlilik birliği içinde doğan borçların niteliği, paylaşım esaslarını belirleyen ana faktördür. Kanun her borcu “ortak borç” olarak kabul etmemekle birlikte, ailenin genel ihtiyaçları, barınma, beslenme, çocukların eğitimi ve sağlığı için yapılan harcamaları özel bir koruma altına almaktadır. Eşlerin üçüncü kişilere (bankalara, alacaklılara) karşı olan sorumluluğu ile birbirlerine karşı olan “iç ilişki” sorumluluğu farklı hukuki zeminlere oturmaktadır. Üçüncü kişiler, alacaklarını tahsil ederken genellikle borcun resmiyette kimin üzerine kayıtlı olduğuna bakarlar. Ancak boşanma davası sırasındaki iç hesaplaşmada, paranın nereye ve ne amaçla harcandığı hayati önem kazanır. Bu ikili ayrım (iç ve dış sorumluluk) net bir şekilde anlaşılmadan, sağlıklı bir boşanma ve mal paylaşımı süreci yönetmek imkansızdır. Borçların tasfiyesi, mal rejiminin sona ermesi ile gündeme gelir. Boşanma davasının açıldığı tarih, mal rejiminin sona erdiği an olarak kabul edilir ve hesaplamalar bu tarih itibarıyla dondurulur.
Edinilmiş Mal ve Kişisel Mal Ayrımının Borçlara Etkisi
Mal rejiminin tasfiyesinde atılacak ilk adım, malların ve borçların doğru bir şekilde sınıflandırılmasıdır. Edinilmiş mallar, evlilik süresince emek ve çalışma karşılığı elde edilen değerlerdir; maaş gelirleri, ticari kazançlar, SGK ödemeleri bu gruba girer. Kişisel mallar ise evlilikten önce sahip olunan varlıklar, miras yoluyla kalan mallar veya manevi tazminat alacaklarıdır. Bu ayrım, borçların paylaşımı için de kilit roldedir. Edinilmiş mallara ilişkin borçlar, tasfiye hesabında “pasif kalem” olarak yer alır ve malvarlığından düşülür. Örneğin, evlilik içinde maaşla ödenmek üzere alınan bir evin kredi borcu, edinilmiş mala ilişkin bir borçtur. Bu borç, evin toplam değerinden düşülerek net değer bulunur. Kişisel mala ilişkin borçlar ise tamamen o malın sahibini ilgilendirir. Miras kalan bir evin tadilatı için çekilen kredi veya evlilik öncesi bir borç için yapılan ödemeler, kural olarak kişisel borç sayılır.
Borçların kaynağının tespiti, bazen karmaşık bilirkişi hesaplamalarını gerektirmektedir. Bir borcun ödenmesinde hem kişisel mallar hem de edinilmiş mallar (örneğin hem miras kalan para hem de maaş) kullanılmış olabilir. Bu durumda “denkleştirme” denilen hukuki mekanizma devreye girer. Eğer edinilmiş maldan (ortak paradan) eşin kişisel borcu ödenmişse, bu miktar tasfiye sırasında geri istenir ve ortak havuza eklenir. Tersi durumda, yani eş kişisel malından (örneğin babasından kalan parayla) ailenin ortak borcunu ödemişse, bu sefer de ödeyen eş alacaklı konumuna geçer. Denkleştirme hesabı, adaletin sağlanması için kritik bir öneme sahiptir ve boşanmada borçlar ortak mı sorusunun cevabını her somut olayda farklılaştırabilir. Hiçbir eşin kişisel malvarlığı, diğer eşin haksız borçlanması yüzünden azalmamalıdır.
Aşağıdaki tablo mal grupları ile borç türleri arasındaki ilişkiyi özetlemektedir:
| Mal Grubu | Borç Kaynağı | Sorumluluk Türü | Tasfiyeye Etkisi |
| Edinilmiş Mal | Aile Konutu Kredisi | Ortak Sorumluluk (İç İlişkide) | Artık değerden düşülür |
| Edinilmiş Mal | İhtiyaç Kredisi (Ev Eşyası) | Ortak Sorumluluk | Pasif kalem olarak eklenir |
| Kişisel Mal | Miras Kalan Ev Tadilatı | Kişisel Sorumluluk | Tasfiyeye dahil edilmez |
| Kişisel Mal | Evlilik Öncesi Borç | Kişisel Sorumluluk | Diğer eş sorumlu değildir |
| Karışık | Araç Kredisi | Denkleştirme Gerekir | Oransal hesaplama yapılır |
Eşlerin Üçüncü Kişilerle Olan İlişkileri ve Müteselsil Sorumluluk
Evlilik birliğinin devamı sırasında eşlerin yaptığı hukuki işlemler, üçüncü kişileri (alacaklıları) de bağlamaktadır. Medeni Kanun, eşlere ailenin sürekli ihtiyaçları için “evlilik birliğini temsil yetkisi” vermiştir. Bu yetki kapsamında yapılan harcamalardan (mutfak masrafı, kira, yakıt, çocukların eğitimi vb.) dolayı eşler “müteselsilen” yani zincirleme olarak sorumlu tutulmaktadır. Müteselsil sorumluluk, alacaklının borcun tamamını dilediği eşten talep edebilmesi anlamına gelir. Bu tür “ailenin ortak gideri” sayılan borçlarda, eşlerden birinin imzasının olmaması sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Kanun burada ailenin korunması ile alacaklıların güvenliği arasında hassas bir denge kurmuştur.
Ancak temsil yetkisini aşan harcamalarda durum farklılaşır. Eşlerden biri, diğerinin rızası olmadan, ailenin ekonomik gücünü aşan lüks sayılacak bir harcama yapmışsa, diğer eş kural olarak bu borçtan sorumlu değildir. Burada üçüncü kişinin iyi niyeti ve eşin rızasının olup olmadığı önem kazanır. Boşanma aşamasında bu tür borçlar sıklıkla çekişme konusu olur. Taraflar, yapılan borcun ailenin ihtiyacı için değil, diğer eşin kişisel zevkleri veya gizli işleri için yapıldığını iddia ederler. İspat yükü iddia eden taraftadır. Mahkemeler, harcamanın niteliğine, ailenin ekonomik durumuna ve alışkanlıklarına göre karar verir.

Banka Kredileri Açısından Boşanmada Borçlar Ortak Mı?
Günümüz ekonomik koşullarında ailelerin büyük çoğunluğu, ev veya araba sahibi olabilmek için uzun vadeli banka kredileri kullanmaktadır. Boşanma davalarında en karmaşık hesaplamalar ve en hararetli tartışmalar genellikle devam eden bu kredi borçları üzerinde yaşanmaktadır. Kredi sözleşmeleri, Borçlar Hukuku kurallarına tabidir. Banka açısından “asıl borçlu”, sözleşmenin altına imza atan kişidir. Diğer eşin sözleşmede “müşterek borçlu” veya “kefil” sıfatı yoksa, banka kural olarak ona başvuramaz. Bu durum “dış ilişki” olarak adlandırılır. Ancak boşanma davasındaki mal paylaşımında, yani “iç ilişkide”, kredinin ne için çekildiği belirleyici olur. Ailenin oturması için alınan evin kredisi kocanın üzerine olsa bile, bu borç mal rejiminin tasfiyesinde ortak borç olarak kabul edilerek hesaplamaya katılır.
Burada kritik olan nokta şudur: Boşanmada borçlar ortak mı diye sorulduğunda, özellikle boşanma davası açıldıktan sonraki döneme dikkat edilmelidir. Boşanma davası açıldıktan sonra ödenen taksitler, artık ortak borç niteliğini kaybeder. Dava tarihi, mal rejiminin sona erdiği andır. Bu tarihten sonra ödemeyi yapan eş, kendi kişisel malvarlığından ödeme yapmış sayılır ve bu durum, o mal üzerindeki payını artırır (veya diğer eşin alacağını azaltır). Yargıtay kararları, boşanma tarihinden sonraki ödemelerin oranlanarak malın güncel değerinden düşülmesini ve ödeyen eş lehine denkleştirme yapılmasını öngörmektedir. Kredi borcunun vadesinin uzun olması tasfiye sürecini durdurmaz; bilirkişiler kalan borç miktarını ve ödenmiş kısımları bugünkü değerlerine uyarlayarak detaylı bir projeksiyon çıkarır.
Konut Kredilerinde Artık Değer Hesabı ve Paylaşım
Konut kredisi ile alınan evlerin paylaşımında “artık değer” hesabı devreye girmektedir. Artık değer, malın tasfiye tarihindeki sürüm değerinden, o mala ilişkin borçların çıkarılmasıyla bulunan net rakamdır. Eğer evin kredi borcu tamamen bitmişse, evin güncel piyasa değerinin yarısı diğer eşe “katılma alacağı” olarak ödenir. Ancak borç devam ediyorsa hesaplama değişir. Evin boşanma dava tarihindeki toplam piyasa değeri tespit edilir. Bu değerden, o tarihteki kalan kredi borcu ana parası düşülür. Kalan miktar üzerinden diğer eşin hakkı hesaplanır. Bu yöntemle, borçlar aktif değerden düşülerek, eşin sadece net varlık üzerinden hak alması sağlanır.
Kredinin ödenmesinde eşlerin katkı oranları da sıkça tartışma konusu olur. Kadın çalışmıyor olsa bile, ev işlerini yaparak, çocuklara bakarak veya eşine manevi destek olarak ailenin birikimine katkı sağladığı kabul edilir. Yasa koyucu, ev içi emeği maddi katkı ile eşdeğer tutmuştur. Dolayısıyla “eşim çalışmıyordu, krediyi ben ödedim” savunması hukuken geçersizdir ve boşanmada borçlar ortak mı sorusunun cevabını değiştirmez; edinilmiş mal olduğu sürece borç düştükten sonra kalan değer ortaktır. Ancak kredinin bir kısmı evlilik öncesi birikimle, ziynet eşyalarının bozdurulmasıyla veya miras kalan parayla ödenmişse, bu kısımlar “kişisel mal” kabul edilir ve hesaplamada ayrıştırılarak mal sahibine iade edilir.
Kredi Kartı Harcamalarının Tasfiyedeki Yeri
Kredi kartı borçları, boşanma davalarında en sık karşılaşılan ve tespiti en zor olan kalemlerden biridir. Kart borcunun paylaşılıp paylaşılmayacağı, harcamanın içeriğine ve amacına bağlıdır. Ailenin gıda, giyim, fatura ödemeleri, tatil masrafları gibi ortak ihtiyaçları için yapılan harcamalar tartışmasız ortak borçtur. Bu borçlar tasfiye hesabında pasif kalem olarak dikkate alınır. Yani borçlu eşin malvarlığından düşülerek, diğer eşe ödenecek miktar azaltılır. Böylece borç dolaylı olarak paylaşılmış olur. Eşler, bu harcamaların ortak yaşam için yapıldığını kredi kartı ekstreleri, alışveriş fişleri ve tanık beyanları ile ispatlayabilirler.
Ancak bireysel zevkler, lüks hobiler, gizli ilişkiler veya kumar gibi harcamalar için yapılan borçlar kişiseldir. Eşlerden birinin diğerinden habersiz yaptığı, ailenin ekonomik standardını aşan lüks alışverişler diğer eşe yükletilemez. Mahkemeler, bu tür harcamaları “ailenin ekonomik birliğini sarsıcı” ve “kötü niyetli” işlemler olarak görür. Kişisel harcamalardan doğan borçlar sadece harcamayı yapan eşin sorumluluğundadır ve tasfiye hesabında pasif olarak gösterilemez. Dolayısıyla borçlu eş, bu borçları kendi kişisel malvarlığından veya payından ödemek zorunda kalır.

Ticari Borçlar ve Şirketlerde Boşanmada Borçlar Ortak Mı?
Eşlerden birinin ticaretle uğraşması, esnaf olması veya şirket ortağı olması, boşanma sürecinde mal paylaşımını çok daha teknik ve karmaşık bir boyuta taşır. Ticari işletmeler ve şirket hisseleri, evlilik içinde edinilmişse “edinilmiş mal” statüsündedir. Dolayısıyla bu işletmelerin borçları da mal rejiminin tasfiyesinde dikkate alınır. Tacir olan eşin piyasaya, tedarikçilere veya bankalara olan ticari borçları, işletmenin aktif değerini düşüren unsurlardır. İşletmenin net değeri hesaplanırken tüm ticari borçlar aktiften çıkarılır. Eğer borçlar varlıklardan fazla ise (işletme batıktaysa), işletmenin değeri eksi veya sıfır olarak hesaplanır; bu durumda diğer eşin işletmeden alacağı bir değer kalmayabilir.
Şirket türü, borç sorumluluğunu belirleyen temel faktördür. Anonim ve limited şirketlerde ortakların sorumluluğu koydukları sermaye ile sınırlıdır (kamu borçları hariç). Dolayısıyla şirketin piyasa borcu, ortak olan eşin şahsi malvarlığına (ve dolayısıyla diğer eşin hakkına) kural olarak sıçramaz. Ancak şahıs şirketlerinde durum farklıdır; işletme sahibi tüm malvarlığı ile borçlardan sorumludur. Bu noktada boşanmada borçlar ortak mı sorusu önem kazanır çünkü şahıs işletmesinin borçları, ailenin diğer malvarlıklarını da tehdit edebilir. Ayrıca, boşanma öncesi eşin mal kaçırmak veya şirketin içini boşaltmak amacıyla şirketi yapay olarak borçlandırması sık rastlanan bir durumdur. Bu tür muvazaalı işlemlerin tespiti halinde, bu borçlar yok sayılır ve hesaplamaya dahil edilmez.
Vergi ve SGK Borçlarında Eşlerin Durumu
Kamu alacakları (vergi, SGK primi), özel hukuk borçlarından daha sıkı takip usullerine tabidir. Vergi hukukunda “sorumluluğun şahsiliği” ilkesi geçerlidir. Bir eşin vergi borcundan dolayı diğer eşin şahsi malvarlığına veya banka hesabına haciz konulması kural olarak mümkün değildir. Devlet, alacağını tahsil etmek için borçlu eşin malvarlığına yönelir. Ancak bu durum, dolaylı olarak mal paylaşımını etkiler. Borçlu eşin malvarlığının vergi borcu nedeniyle azalması veya haczedilmesi, tasfiye sonunda diğer eşe kalacak payı (katılma alacağını) düşürür.
Aile konutu üzerindeki hacizler, bu konuda en büyük mağduriyeti yaratabilir. Vergi dairesi, borçlu eşin payı oranında aile konutuna haciz koyabilir. Bu durum evin satışını zorlaştırır ve paylaşım sürecini kilitler. Ayrıca işletme faaliyetinden doğan vergi borçları, işletmenin pasifi olarak kabul edilir. İşletmenin gelirinden (karından) yararlanarak hak iddia eden eşin, bu geliri elde etmek için oluşan vergi yüküne ve prim borçlarına da katlanması gerektiği kabul edilir. Ancak vergi cezaları, kaçakçılık cezaları gibi eşin kusurundan kaynaklanan “cezai” nitelikteki borçlar kişisel borç sayılır ve paylaşım dışı tutulur.
Eşin Kefilliğinden Doğan Sorumluluklar
Kefalet sözleşmesi, kişisel bir teminat türüdür ve ailenin değil, üçüncü bir kişinin borcunu üstlenmek demektir. Eşlerden birinin üçüncü bir kişiye kefil olması durumunda, bu borç kural olarak “kişisel borç” olarak değerlendirilir. Kefalet borcu, evlilik birliğinin menfaatine yönelik bir işlem değildir; ailenin kasasına bir değer girmez. Genellikle hatır ilişkisine dayanan bu borçlanma, diğer eşi bağlamaz. Kefil olan eş borcu ödemek zorunda kalırsa, bu ödeme kendi kişisel malvarlığından çıkmış sayılır. Mal paylaşımı hesaplamasında bu borç, edinilmiş malların pasifi olarak gösterilemez ve diğer eşin alacağı bu borç yüzünden azaltılamaz.
Ancak eşin kefil olduğu kişi diğer eşin yakınıysa veya kefalet ailenin ortak ticari menfaati için verilmişse durum tartışmalı hale gelebilir. Yine de Yargıtay’ın genel eğilimi ve Türk Borçlar Kanunu’ndaki “eşin rızası” şartı, kefaleti sıkı şekil şartlarına bağlamıştır. Eşin rızası olmadan yapılan kefalet sözleşmeleri geçersizdir. Bu rıza alınmamışsa, kefalet geçersiz olduğu için borçtan bahsetmek de mümkün olmayacaktır. Bu husus, boşanma davasında boşanmada borçlar ortak mı tartışmasını kökten çözen güçlü bir savunma aracıdır.
Kişisel Borçlar ve Muvazaalı İşlemlerle Mücadele
Boşanma sürecinde adil bir paylaşımın önündeki en sinsi engel, kişisel borçların “ortak borç” gibi gösterilmeye çalışılmasıdır. Kanun koyucu bu konuda net sınırlar çizmiştir. Kişisel malların edinilmesi, korunması veya iyileştirilmesi için yapılan borçlar kişiseldir. Ayrıca haksız fiillerden doğan tazminatlar da bu kapsama girer. Örneğin eşin trafik kazası yapıp tazminat ödemesi veya bir suç işleyip para cezası alması durumunda, bu borçlar diğer eşe yansıtılamaz. Evlilik öncesi borçlar da tartışmasız bir şekilde kişiseldir. Boşanmada borçlar ortak mı sorusunun en net cevabı, evlilik öncesi borçlar için “hayır”dır.
Muvazaa, yani “danışıklı işlem” ise daha tehlikeli bir yöntemdir. Eşlerden biri, malvarlığını kağıt üzerinde azaltmak ve diğer eşe daha az pay vermek amacıyla, gerçekte olmayan borçlar yaratabilir. Bir yakınına geriye dönük tarihli senet vermek veya anlaşmalı bir icra takibi başlatmak en sık görülen yöntemlerdir. Hukuk sistemi, dürüstlük kuralına aykırı bu davranışları korumaz. Muvazaalı işlemlerin tespiti halinde, bu sahte borçlar yok sayılır ve malvarlığı, borçsuz halindeki tam değeri üzerinden paylaştırılır. Hatta bu tür kötü niyetli davranışlar nedeniyle diğer eşe ek tazminat ödenmesi de söz konusu olabilir.
Kumar ve Kötü Alışkanlık Kaynaklı Borçların Hukuki Niteliği
Kumar bağımlılığı, sadece ailenin huzurunu değil, ekonomik geleceğini de yok eden bir sorundur. Kumar borçları, Türk hukukunda “eksik borç” olarak nitelendirilir; yani dava yoluyla talep edilemeyen borçlardır. Ancak boşanma davasında eşin “kumar borcumu ödedim, param kalmadı” iddiası gündeme gelebilir. Yargıtay, kumar, bahis ve şans oyunları kaynaklı borçları kesin olarak “kişisel borç” kabul etmektedir. Bu borçlar, ailenin ortak menfaatine tamamen aykırıdır ve ekonomik birliği sarsıcı niteliktedir. Dolayısıyla, boşanmada borçlar ortak mı diye endişelenen eşler için iyi haber; kumar borçları asla ortak tasfiye hesabında pasif olarak dikkate alınmaz.
Kumar borcu nedeniyle ailenin birikimlerinin tüketilmesi durumunda, kanundaki “eklenecek değer” kavramı devreye girer. Eş kumar oynayarak parayı harcamış olsa bile, o para sanki hala varmış gibi hayali olarak malvarlığı hesabına dahil edilir. Böylece diğer eşin hakkı korunmuş olur. Kumar oynayan eş, harcadığı bu parayı kendi payından ödemek zorunda kalır. Ayrıca kumar nedeniyle oluşan ekonomik yıkım, boşanma davasında “ağır kusur” sayılır. Bu durum, tazminat ve nafaka miktarlarının belirlenmesinde de kusursuz eş lehine büyük avantaj sağlar.
Muvazaalı Borçların İspatında İzlenen Yollar
Muvazaalı (sahte) borç iddialarının ispatı, dedektif titizliğinde bir çalışmayı gerektirir. Mahkemeler, bu tür iddialarda öncelikle borç senedinin düzenlenme tarihine odaklanır. Boşanma davasına çok yakın tarihlerde düzenlenmiş yüksek meblağlı senetler her zaman şüphe ile karşılanır. Ayrıca alacaklı olduğu iddia edilen kişinin mali gücü araştırılır; o miktarda parayı borç verebilecek ekonomik güce sahip olmayan bir akrabanın veya arkadaşın “alacaklı” görünmesi, muvazaa karinesidir. Banka kayıtları bu süreçte en önemli delildir. Gerçek bir borç ilişkisinde, özellikle yüksek miktarlar için banka üzerinden para transferi yapılması hayatın olağan akışının gereğidir.
Tanık beyanları da ispat sürecinde tamamlayıcı rol oynar. Borç ilişkisine tanıklık edenlerin ifadeleri arasındaki çelişkiler muvazaayı ortaya çıkarabilir. “Elden borç alındı” iddiası, günümüz ekonomik koşullarında yüksek miktarlar için inandırıcı bulunmamaktadır. Mahkeme gerekirse bilirkişi incelemesi ile senedin yaşını tespit ettirebilir (mürekkep incelemesi). İspatlanan muvazaalı borçlar hesaplamadan çıkarılarak, gerçek malvarlığı değeri üzerinden paylaşım yapılır. Bu noktada deneyimli bir avukatın stratejisi, hak kaybını önlemenin tek yoludur.

Boşanmada Borçlar Ortak Mı? Sonuç
Boşanma sürecinde borçların paylaşımı, Türk Medeni Kanunu’nun öngördüğü edinilmiş mallara katılma rejimi çerçevesinde, hakkaniyet ve ispat kurallarına göre şekillenmektedir. Temel prensip olarak, evlilik birliği içinde ailenin ortak ihtiyaçları (konut, gıda, eğitim vb.) için yapılan borçlar eşlerin ortak sorumluluğunda kabul edilir ve malvarlığı tasfiyesinde pasif kalem olarak düşülür. Boşanmada borçlar ortak mı sorusunun cevabı, borcun “ailenin ortak yararına” olup olmadığına göre değişmektedir. Konut kredisi gibi ailenin barınmasına yönelik borçlar artık değer hesabında malın değerinden düşülerek adil bir paylaşım sağlanırken; kişisel zevkler, kumar borçları, haksız fiil tazminatları ve evlilik öncesi şahsi borçlar kesin çizgilerle ortak paylaşımdan ayrılır. Bu tür borçlar tamamen ilgili eşin şahsi sorumluluğunda kalır.
Hukuki süreçte borcun niteliğinin doğru tespiti, sahte borçların ayıklanması ve matematiksel hesaplamaların doğru yapılması hayati önem taşır. Muvazaalı borçlanmalarla mal kaçırma girişimlerine karşı uyanık olunmalı, banka kayıtları ve belgelerle bu iddialar çürütülmelidir. Boşanma davası sadece bir ilişkinin bitişi değil, aynı zamanda finansal bir yeniden yapılanma sürecidir. Bu karmaşık sürecin, teknik bilgi eksikliği nedeniyle hak kaybı yaşanmadan yönetilebilmesi, derin bir hukuki tecrübe gerektirir. Borçların tasnifi, değerleme hesapları, denkleştirme talepleri ve ispat yöntemleri uzmanlık isteyen konulardır. Bu nedenle sürecin her aşamasında, haklarınızı koruyacak ve sizi haksız borç yükünden kurtaracak alanında uzman bir Avukat ile çalışmak, telafisi güç zararların önüne geçecektir. Profesyonel bir Avukat desteği ile yürütülen davalarda, tarafların hak ettikleri gerçek payı almaları ve geleceğe güvenle bakmaları sağlanmaktadır.
Boşanmada Borçlar Ortak Mı? Sık Sorulan Sorular
Kredi kartı harcamaları market, fatura, giyim, çocuk masrafları gibi ailenin ortak ihtiyaçları için yapılmışsa bu borçlar mal paylaşımında ortak kabul edilir ve malvarlığından düşülür. Ancak harcamalar eşinizin kişisel zevkleri, lüks hobileri veya kumar gibi harcamaları ise bu borçlardan sorumlu olmazsınız; borç tamamen eşinizin üzerinde kalır.
Hayır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona erer. Bu tarihten sonra eşlerin çektikleri krediler veya yaptıkları borçlar tamamen kişiseldir. Mal paylaşımı hesaplamasına dahil edilmezler.
Hayır, geçmez. Evlenmeden önceki borçlar kişisel borçtur. Bu borçlar evlilik birliği içinde ödenmiş olsa bile eşinizin bu borçlardan dolayı bir sorumluluğu yoktur. Aksine, evlilik içindeki ortak paralardan bu borcu ödediyseniz, boşanmada eşiniz denkleştirme talep edebilir.
Bu duruma “muvazaa” denir. Mahkemede senedin sahte olduğunu, borcun gerçekte olmadığını ispatlamanız gerekir. Alacaklının mali durumu, senedin tarihi ve banka hesap hareketleri incelenerek borcun gerçek olmadığı ortaya çıkarılabilir. İspatlandığında bu borç hesaplamadan çıkarılır.
Eşinizin kumar borcu kişiseldir, siz sorumlu değilsiniz. Ancak borçlu eşin adına kayıtlı mallara haciz gelebilir. Evdeki eşyaların size ait olduğunu ispatlayarak (istihkak davası) haczi kaldırabilirsiniz. Mal paylaşımında ise kumar borçları asla ortak borç sayılmaz.
Evet. Evlilik içinde alınmışsa, ev kimin üstüne olursa olsun ortak maldır. Boşanmada evin değerinden kalan kredi borcu düşülür ve kalan miktar paylaşılır. Boşanma davasından sonra ödediğiniz taksitler ise hesaplamada sizin lehinize ayrıca dikkate alınır.
Anlaşmalı boşanmada taraflar özgür iradeleriyle borçları istedikleri gibi paylaşabilirler. Hazırlanan protokolde hangi borcu kimin ödeyeceği açıkça belirtilir. Mahkeme onayıyla bu protokol geçerli olur ve yasal mal rejimi kurallarına uymak zorunda değildir.


