İşe Haber Vermeden Gelmeme

İşe haber vermeden gelmeme durumunun hukuki sonuçlarını, İş Kanunu maddelerini ve disiplin süreçlerini anlatan ofis temalı blog yazısı kapak görseli.

İş hukuku işçi ve işveren arasındaki hassas dengeyi korumayı amaçlayan ve her iki tarafa da belirli yükümlülükler yükleyen kapsamlı bir hukuk dalıdır. Bu ilişkide işverenin en temel borcu işçinin ücretini zamanında ve eksiksiz ödemektir. Buna karşılık işçinin en temel borçları ise iş görme edimini yerine getirmek ve işverene karşı sadakat yükümlülüğüne uymaktır. Çalışma hayatında taraflar arasındaki bu güven ilişkisini temelinden sarsan en ciddi ihlallerden biri İşe Haber Vermeden Gelmeme durumudur. İşçinin hiçbir mazeret sunmaksızın ve yöneticilerinden onay almaksızın mesaisine devamsızlık yapması işletmenin üretim planlamasını bozar ve işyeri disiplinini zedeler. Kanun koyucu bu tür ihlalleri engellemek ve işverenin yönetim hakkını korumak amacıyla belirli şartların oluşması halinde iş sözleşmesinin haklı nedenle derhal feshedilebileceğini hüküm altına almıştır.

Bununla birlikte fesih süreci son derece sıkı şekil şartlarına ve katı sürelere bağlanmıştır. Hukuki prosedürlerin eksik veya hatalı yürütülmesi haklı olan işvereni bir anda haksız duruma düşürebilir. Aynı şekilde geçerli bir mazereti olmasına rağmen haksız yere işten çıkarılan bir işçi için de yasal haklarını arama süreci oldukça teknik detaylar barındırır. Bu nedenle mazeretsiz devamsızlık iddialarına dayanan uyuşmazlıklarda telafisi imkansız maddi ve manevi zararlara uğramamak adına en başından itibaren alanında uzman hukuki danışmanlık alınması hayati bir zorunluluktur. Potansiyel müvekkillerin kendi başlarına atacakları eksik adımlar ileride açılacak davalarda aleyhlerine çok güçlü deliller olarak kullanılabilmektedir.

İş Hukuku Kapsamında İşe Haber Vermeden Gelmeme Kavramının Temel Çerçevesi

Hukuki terminolojide devamsızlık işçinin fiilen işyerinde bulunması ve iş görme edimini ifa etmesi gereken çalışma saatleri içerisinde haklı bir mazerete dayanmaksızın işyerinde olmaması eylemi olarak tanımlanır. Çalışma mevzuatı uyarınca mazeretsiz devamsızlık fiili sadakat borcuna ağır bir aykırılık teşkil eder. Bu fiil kanunda ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller başlığı altında düzenlenmiştir. İşçinin fiziken işyerine geldiği halde masasına oturmaması veya makinesinin başına geçmemesi durumu kural olarak devamsızlık kapsamında değerlendirilmemektedir.

Yargıtay kararlarına göre işyerinde bulunduğu halde görevini yapmayan bir işçi için devamsızlık hükümleri işletilemez. Bu işçi için görevlerini kendisine hatırlatıldığı halde yapmamakta ısrar etme hükümleri doğrultusunda işlem yapılması gerekmektedir. Bu ayrım son derece kritiktir. Yanlış kanun maddesine dayanılarak yapılan bir fesih bildirimi mahkemeler tarafından doğrudan geçersiz sayılarak feshin haksız olduğuna hükmedilmesine yol açabilir. Hedeflenen fesih işleminin hukuka uygun olabilmesi için olayın maddi gerçekliğinin doğru tespit edilmesi şarttır.

İş sözleşmesinin doğası gereği taraflar arasında her zaman dürüstlük kuralı geçerlidir. Medeni Kanun içerisinde düzenlenen bu evrensel kural iş hukukunda da kendini gösterir. İşçinin işe gidememesini haklı kılacak çok geçerli bir mazereti olsa dahi dürüstlük kuralı gereği bu durumu en kısa sürede işverene bildirmesi zorunludur. Örneğin işçi ani bir rahatsızlık geçirmiş veya bir trafik kazası atlatmış olabilir. Bu durumlar elbette haklı bir mazeret sayılır. Ancak işçinin iletişim kurma imkanı varken işvereni günlerce bilgisiz bırakması hukuken korunmaz. Objektif iyi niyet kuralları gereği bu bildirim yükümlülüğünün ihlali işverene fesih hakkı verebilmektedir. Yalnızca işçinin ağır bir koma halinde olması veya iletişim altyapısının tamamen çöktüğü bir afet bölgesinde bulunması gibi istisnai durumlarda bu bildirim yükümlülüğü esnetilebilir. Bu tür istisnalar dışında mazeretin zamanında bildirilmemesi doğrudan devamsızlık kapsamında değerlendirilebilecek ciddi bir risktir.

İşe Haber Vermeden Gelmeme Eyleminin İş Kanunu Kapsamındaki Yeri

Dört bin sekiz yüz elli yedi sayılı İş Kanunu yirmi beşinci maddesinin ikinci fıkrasının g bendi devamsızlık nedeniyle haklı fesih şartlarını çok net sayılara bağlamıştır. Kanun koyucu bu düzenleme ile hem işverenin keyfi uygulamalarını sınırlamayı hem de işçinin suistimallerini engellemeyi hedeflemiştir. Devamsızlık nedeniyle feshin gerçekleşebilmesi için kanunda sayılan üç temel durumdan en az birinin şüpheye yer bırakmayacak şekilde oluşması gerekir. Bu şartların gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespiti dava aşamasında en çok tartışılan konulardan biridir ve profesyonel bir hukuki analizi zorunlu kılar.

Ardı Ardına İki İş Günü İşe Haber Vermeden Gelmeme Durumu

Kanunun öngördüğü birinci fesih şartı işçinin işverenden izin almaksızın veya haklı bir sebebe dayanmaksızın ardı ardına iki iş günü işine devam etmemesidir. Bu kural işçinin kesintisiz olarak iki tam çalışma günü boyunca mesaisine gelmemesini ifade eder. İşletmenin çalışma düzenine göre belirlenmiş olan ardışık iş günlerinde mazeretsiz devamsızlık eyleminin gerçekleşmesi halinde işveren iş akdini derhal sonlandırma yetkisi kazanır.

Örneğin pazartesi ve salı günleri işe gelmeyen bir işçi bu kuralı ihlal etmiş sayılır. Ancak araya bir tatil günü girerse durum değişir. Cuma günü devamsızlık yapan bir işçi cumartesi ve pazar günlerinin hafta tatili olduğu bir işyerinde pazartesi günü de işe gelmezse bu durum ardı ardına iki iş günü kuralı kapsamında değerlendirilir. Zira tatil günleri devamsızlık zincirini kırmaz. Çalışılması gereken ilk fiili iş günü devamsızlığın devamı niteliğindedir. Bu gibi gün hesaplamalarındaki teknik detaylar işverenlerin sıklıkla hataya düştüğü alanlardır. Hatalı bir hesaplama ile yapılan fesih işe iade davalarında işverenin ağır tazminatlar ödemesine neden olabilmektedir.

Bir Ay İçinde Tatil Gününden Sonraki İş Günü Devamsızlık Yapılması

Kanunda yer alan ikinci fesih şartı işçinin bir ay içinde iki defa herhangi bir tatil gününden sonraki iş günü devamsızlık yapmasıdır. Tatil günleri kavramı hafta tatili ulusal bayramlar veya genel tatil günlerini kapsar. Bu düzenlemenin temel felsefesi tatil günlerini hafta içi çalışma günleriyle birleştirerek tatil süresini keyfi olarak uzatmaya çalışan işçilerin engellenmesidir. İş yeri düzenini bozan bu alışkanlık kanun koyucu tarafından özel bir fesih sebebi olarak düzenlenmiştir.

Örneğin pazar günleri hafta tatili kullanan bir işçi pazartesi günü mazeretsiz olarak işe gelmezse birinci ihlali gerçekleştirmiş olur. Aynı işçi aynı aylık periyot içerisinde örneğin yirmi üç nisan ulusal egemenlik bayramından sonraki ilk iş günü olan yirmi dört nisan tarihinde de işe gelmezse ikinci ihlal gerçekleşir. Bu durumda devamsızlık fiili kanundaki şartları tam olarak karşılar ve işverene derhal fesih hakkı doğar. Bu hesaplamanın doğru yapılabilmesi için işletmedeki resmi ve fiili tatil günlerinin çok net bir şekilde sözleşmelerle belirlenmiş olması gerekmektedir. İş sözleşmelerinin uzman hukukçular tarafından titizlikle hazırlanması bu tür uyuşmazlıkların çözümünde kilit rol oynar.

Bir Ay İçinde Toplam Üç İş Günü Devamsızlık Gerçekleşmesi

Üçüncü ve son kriter ise işçinin bir ayda ardışık olup olmadığına bakılmaksızın toplamda üç iş günü işine devam etmemesidir. İşçi ay içerisinde farklı haftalarda rastgele günlerde devamsızlık yaparak toplamda üç günlük bir sayıya ulaşırsa sadakat borcunu ağır biçimde zedelemiş kabul edilir. Bu eylem işçinin devamsızlığı bir alışkanlık haline getirdiğinin ve güvenilmez bir çalışma profili çizdiğinin göstergesidir.

Tüm bu hallerde ortak olan temel unsur devamsızlığın izinsiz ve haklı bir mazerete dayanmıyor olmasıdır. Eğer işçi söz konusu devamsızlık günleri için yetkili bir sağlık kuruluşundan alınmış geçerli bir istirahat raporu sunarsa eylem hukuka aykırı olmaktan çıkar. Aynı şekilde işverenden yazılı olarak talep edilmiş ve onaylanmış bir mazeret izni bulunuyorsa haklı fesih sebebi oluşmaz. İşçi haklı bir sebep olmaksızın işe gelmediği takdirde işveren iş sözleşmesini haklı nedenle feshedebilir ancak bu fesih iradesinin yasal çerçevede ispatlanması gerekir. İspat mekanizmalarının doğru kurulamaması mahkemelerde işçi lehine sonuçlar doğurmaktadır.

Devamsızlık Sürelerinin Hesaplanmasında Dikkate Alınacak Hukuki Kriterler

Yargıya intikal eden uyuşmazlıklarda mazeretsiz devamsızlık fiiline dayalı fesihlerin geçerliliği büyük oranda sürelerin usulüne uygun hesaplanmasına bağlıdır. İş Kanunu metninde yer alan iş günü ifadesi taraflar arasındaki hizmet sözleşmesinde veya toplu iş sözleşmesinde belirlenen ve fiilen çalışılması zorunlu olan günleri temsil eder. Bu hesaplamalarda hafta sonları saat toplamaları ve ay kavramları çoğu zaman karmaşaya neden olmaktadır. Potansiyel müvekkillerin kulaktan dolma bilgilerle yapacakları hesaplamalar hukuki felaketlere davetiye çıkarabilir.

Hafta Tatili ve Cumartesi Gününün İş Günü Olarak Değerlendirilmesi

Çalışma hayatında cumartesi gününün statüsü işyerinden işyerine büyük farklılıklar gösterir. Yargıtay uygulamalarına göre işyerinde cumartesi günleri mesai yapılması kararlaştırılmışsa ve işletme fiilen faaliyetteyse bu günlerde yapılan devamsızlıklar da hesaba mutlaka dahil edilmelidir. İşçi ve işveren arasındaki sözleşmede haftalık kırk beş saatlik yasal çalışma süresi altı güne yayılmışsa cumartesi günü yasal bir iş günüdür.

Yüksek mahkeme kararlarında açıkça ifade edildiği üzere cumartesi günü iş günü olan bir işletmede işçinin bu günde mesaiye gelmemesi diğer şartların varlığı halinde haklı fesih sebebi oluşturur. Ancak işyeri haftanın beş günü çalışıyor ve cumartesi ile pazar günlerini hafta tatili olarak uyguluyorsa bu durumda cumartesi günü için devamsızlık tutanağı tutulamaz. İşverenin çalışma sürelerini düzenleyen belgeleri mesai çizelgelerini ve personel imza föylerini mahkemeye eksiksiz sunması bu iddiaların ispatı için zorunludur. Deneyimli bir hukuk bürosu ile çalışmak bu delillerin dava dosyasına eksiksiz ve usulüne uygun şekilde ibraz edilmesini sağlar.

Bir Aylık Süre Kavramının Yargıtay Kararları Işığında Yorumlanması

Kanun metninde geçen bir ay içinde ifadesinin yorumlanması işverenlerin en sık yasal hataya düştüğü noktalardan bir diğeridir. Çoğu zaman bu ifade takvim ayı olarak yani ayın birinci günü ile sonuncu günü arası olarak algılanmaktadır. Oysa Yargıtay Hukuk Daireleri yerleşik ve istikrarlı içtihatlarında bir ay ifadesinin kesinlikle takvim ayını ifade etmediğini hükme bağlamıştır. Bu yanlış yorumlama sebebiyle birçok haklı fesih işlemi mahkemelerce haksız bulunarak iptal edilmektedir.

Hukuken kastedilen süre ilk devamsızlık eyleminin gerçekleştiği tarihten itibaren işlemeye başlayan ve bir sonraki ayın tam olarak aynı gününde sona eren otuz günlük periyottur. Örneğin işçi ilk mazeretsiz devamsızlığını on yedi şubat tarihinde gerçekleştirmişse kanunun aradığı bir aylık denetim süresi on yedi mart mesai bitiminde tamamlanacaktır. İlk devamsızlığın yapıldığı gün bir sonraki ayın takviminde bulunmuyorsa örneğin otuz bir ocakta devamsızlık yapılmış ve şubat ayı yirmi sekiz çekiyorsa sürenin son günü o ayın son takvim günü olarak kabul edilir. Bu hassas periyot içerisinde gerçekleşecek devamsızlıklar toplanarak fesih hakkı elde edilir. Bu sürelerin takibi son derece teknik bir konudur ve mutlaka uzman hukuki görüş eşliğinde yapılmalıdır.

Devamsızlık Saatlerinin Toplanarak İş Günü Hesabı Yapılamaması

Çalışma hayatında personelin sabahları mesaiye geç kalması veya mesai bitiminden önce izinsiz olarak işyerinden ayrılması oldukça sık karşılaşılan disiplinsizlik halleridir. Bazı işverenler bu gecikme saatlerini toplayarak günlük mesai saatine ulaştığında bunu bir tam gün devamsızlık olarak kabul etme eğilimindedir. Ancak Yargıtay içtihatlarına göre devamsızlık saatlerinin matematiksel olarak bir araya getirilmesi suretiyle belli bir gün sayısına ulaşılması işverene kesinlikle haklı fesih imkanı doğurmaz.

Haklı fesih hakkının doğabilmesi için kanunda belirtilen iş günlerinde işçinin mesaisine hiç gelmemiş olması ve o gün boyunca iş görme edimini hiçbir şekilde ifa etmemesi şartı aranır. Parça parça yapılan devamsızlıklar eylemli olarak işe geç kalma halleri doğrudan devamsızlık nedeniyle derhal fesih maddesine sokulamaz. Bu tür davranışlar işyeri düzenini ve üretim akışını bozduğu için geçerli nedenle fesih kapsamında değerlendirilebilir veya işçi uyarılara rağmen bu eylemlerinde ısrar ediyorsa görevleri yapmamakta ısrar etme hükümlerine tabi tutulur. Hangi eylemin hangi fesih türüne gireceğinin belirlenmesi davanın kaderini tayin eden en kritik hukuki stratejidir. Yalnızca profesyonel hukuki danışmanlık hizmeti alan işverenler bu ayrımı doğru yaparak hak kayıplarının önüne geçebilirler.

İşverenin İşe Haber Vermeden Gelmeme Durumunda İzlemesi Gereken Usul

İşçinin mazeretsiz devamsızlığı fiilen ne kadar belirgin olursa olsun işverenin bu ihlali hukuki geçerliliğe sahip somut belgelerle kanıtlaması zorunludur. Türk hukuk sisteminde ve iş yargılamasında ispat külfeti daima işverenin üzerindedir. Feshin haklı bir nedene dayandığı mahkeme huzurunda tereddüde yer bırakmayacak delillerle ortaya konulmalıdır. Bu nedenle mazeretsiz devamsızlık durumu tespit edildiği ilk andan itibaren kurumsal ve titiz bir dokümantasyon süreci başlatılmalıdır. Atılacak her yanlış adım potansiyel bir işe iade davasının kaybedilmesi anlamına gelir.

Devamsızlık Tutanaklarının Düzenlenmesi ve İspat Yükümlülüğü

İşçi mesaiye başlamadığı her bir tam gün için insan kaynakları departmanı veya ilgili birim yöneticileri tarafından ayrı ayrı devamsızlık tutanağı düzenlenmelidir. Bu tutanakların hukuki geçerliliği barındırdığı şekil şartlarına sıkı sıkıya bağlıdır. Tutanaklar işyerinde fiilen görevli olan en az iki şahit ve işyeri yetkilileri tarafından imzalanarak kayıt altına alınmalıdır.

Tutanak metninde devamsızlığın tam olarak hangi tarihte başladığı işçinin o günkü mesai saatlerinin ne olduğu ve saat kaç itibarıyla işyerinde bulunmadığı açık bir dille yazılmalıdır. Tutanakların sadece gün sonunda değil imkan varsa mesai başlangıcında öğle arasında ve mesai bitiminde çoklu olarak tutulması iddiaların gücünü artırır. Geriye dönük olarak sonradan topluca hazırlanan şablon tutanaklar Yargıtay incelemelerinde kolaylıkla tespit edilmekte ve dürüstlük kuralına aykırı bulunarak reddedilmektedir. Mahkemeler somut teknolojik verilere kamera kayıtlarına turnike geçiş sistemlerine ve e-posta loglarına da en az tutanaklar kadar itibar etmektedir. Belge toplama sürecinin bir avukat gözetiminde yürütülmesi delillerin karartılmasını veya usulsüz sayılmasını engeller.

İşçiye İhtarname Gönderilmesi ve Savunma İstenmesi Süreci

Tutanakların tutulması süreci tek başına fesih işlemini meşrulaştırmaz. İşverenin işçinin devamsızlık sebebini resmi yollardan öğrenmek ve kendisine adil bir savunma hakkı tanımak amacıyla bildirimde bulunması gerekmektedir. İlgili bildirimler uygulamada ispat kolaylığı ve kesinliği sağlaması açısından noter vasıtasıyla gönderilen ihtarnameler aracılığıyla yapılır.

Gönderilecek ihtarnamenin içeriğinde işçinin hangi net tarihlerde işe gelmediği detaylıca belirtilmeli ve bu İşe Haber Vermeden Gelmeme durumuna ilişkin elinde bulunan haklı bir mazeret belgesi resmi rapor veya geçerli bir evrak varsa bunu acilen şirkete sunması talep edilmelidir. İşçiye mazeretini bildirmesi için makul bir süre tanınması objektif iyi niyet kurallarının vazgeçilmez bir gereğidir. Bu makul süre uygulamada genellikle üç iş günü olarak belirlenmekte ve ihtarname metnine açıkça yazılmaktadır. İhtarname işçiye usulüne uygun tebliğ edilmeden ve tanınan süre dolmadan alelacele iş akdinin feshedilmesi durumunda işveren usul yönünden tamamen haksız duruma düşecektir.

Yargıtay kararlarında devamsızlık nedeniyle fesihte işçinin savunmasının alınmasının mutlak bir yasal zorunluluk olmadığı yönünde kararlar bulunsa da usuli güvenliğin tesisi açısından bu adımın atılması son derece stratejiktir. İşçiden resmi olarak savunma talep edilmesi işverenin iyi niyetli davrandığını gösterir ve mahkeme aşamasında hakkaniyete uygun hareket edildiğinin en somut kanıtı olur. Savunma süresi sona erdiğinde işçi tarafından işyerine herhangi bir mazeret ulaştırılmazsa fesih işlemi yasal zeminde güvenle tamamlanabilir. Tüm bu yazışmaların ve ihtarname taslaklarının bir avukat tarafından hazırlanması ileride yaşanacak kelime oyunlarına dayalı itirazların önünü keser.

İhtarname Sürecinde Noter Masrafları ve Tebligat Giderleri

İhtarnamenin mahkeme huzurunda kesin bir yasal delil niteliği taşıyabilmesi için noter onayından geçmesi büyük bir güvencedir. Noter masrafları ihtarnamenin metin uzunluğuna gönderilecek sayfa sayısına posta masraflarına ve eklenecek belgelere göre değişiklik gösterir. İhtarnameyi hazırlayan ve gönderen taraf bu masrafları peşin olarak ödemekle yükümlü kılınmıştır. Ancak fesih işleminin haklı bulunması durumunda dava aşamasında bu masraflar yargılama gideri olarak karşı taraftan yasal faiziyle talep edilebilir.

İhtarname maliyetleri genel hatlarıyla incelendiğinde güncel tarifelere göre yazı ücreti ve sayfa hazırlık masrafları yüz elli ile iki yüz elli Türk Lirası arasında değişiklik göstermektedir. Belge üzerinde sayfa başına alınacak onay ve işlem bedeli altmış bir lira on iki kuruş olarak belirlenmiştir. Noterden gönderilecek posta ve PTT tebligat masrafı doksan ile yüz otuz Türk Lirası arasında tutarken damga vergisi ve devlet harç giderleri de ortalama elli ile doksan Türk Lirası bandında seyretmektedir. Ek olarak elektronik sistemler üzerinden yapılacak veri tespiti işlemlerinde her bir veri başına yirmi yedi lira yirmi yedi kuruşluk bir maliyet kalemi doğmaktadır. Tüm bu masraflar resmi belgelendirme sağladığı için uzun vadede işverenleri çok daha büyük tazminat yüklerinden kurtaran son derece akılcı yatırımlardır.

Hak Düşürücü Süre Kavramı ve Altı İş Günü Kuralının Uygulanması

İşveren tarafından yasal olarak tespit edilen mazeretsiz devamsızlık durumu sınırsız bir süreyle askıda bekletilemez. İş Kanunu kapsamında ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan hallere dayanılarak yapılacak tüm fesihlerde fiilin yetkili makamlarca öğrenildiği tarihten itibaren altı iş günü içinde kararın uygulanması emredici bir yasal kuraldır. Devamsızlık nedeniyle fesihte bu hak düşürücü sürenin başlangıç anının nasıl tespit edileceği oldukça karmaşık ve teknik bir konudur. Bu konu Yargıtay içtihatları ile adım adım şekillendirilmiştir.

Kanunun öngördüğü ardı ardına iki iş günü devamsızlık şartı üzerinden olayı değerlendirdiğimizde altı günlük hak düşürücü süre ikinci günün bitiminden hemen sonra işlemeye başlamaz. Sürenin yasal olarak başlayabilmesi için devamsızlık halinin fiilen sona ermesi veya işverenin bu mazeretsiz durumu kesin olarak öğrenip belgelendirmesi gerekir. Eğer işçi iki gün devamsızlık yaptıktan sonra üçüncü gün işyerine gelmiş ve çalışmaya başlamışsa işverenin fesih hakkı işçinin işe döndüğü o gün olan son devamsızlık tarihinden itibaren altı iş günü içerisinde hızlıca kullanılmalıdır.

İşveren bu süre zarfında sessiz kalır hiçbir ihtarname göndermez ve işçiyi rutin şekilde çalıştırmaya devam ederse fesih hakkından zımni olarak feragat etmiş sayılır. Süre geçtikten sonra geçmişe dönük olarak bu haklı fesih işlemi gerçekleştirilemez. Aynı şekilde bir ay içinde ardışık olmaksızın toplam üç iş günü devamsızlık yapılması durumunda fesih hakkı o üçüncü devamsızlık eyleminin gerçekleştiği tarihten itibaren altı iş günü içinde vücut bulmak zorundadır.

Sürelerin hesaplanmasında işletmenin resmi tatil günleri dikkate alınmaz sürece sadece işlenen fiilin üzerinden geçen fiili çalışma günleri dahil edilir. Yargı kararlarında açık ve net olarak ifade edildiği üzere altı iş günlük hak düşürücü süre geçirildikten sonra yapılan bir fesih işlemi niteliği itibarıyla haksız fesih karakterine bürünecektir. Bu hata işçiye kıdem ile ihbar tazminatı haklarını anında doğuracak ve işvereni mali bir krizle baş başa bırakacaktır. Sürelerin takibi sürecin en ölümcül noktasıdır ve bir hukuk bürosunun gözetiminde yapılmalıdır.

Sosyal Güvenlik Kurumu İşlemleri ve Kırk Sekiz Numaralı Çıkış Kodu

İşçinin iş sözleşmesinin haklı nedenle derhal ve tazminatsız feshedilmesi sadece iş hukukunu değil sosyal güvenlik mevzuatını da çok yakından ilgilendiren sonuçlar üretir. İşveren fesih kararı aldıktan ve işçiye tebliğ ettikten sonra Sosyal Güvenlik Kurumuna resmi bir işten ayrılış bildirgesi vermekle mükelleftir. Bu bildirge üzerinde yer alan işten çıkış kodları işçinin işsizlik ödeneğinden faydalanıp faydalanamayacağını ve sonraki kariyer süreçlerini doğrudan etkileyen sicil verileridir.

Geçerli bir mazeret bildirmeksizin devamsızlık gerekçesiyle gerçekleştirilen tazminatsız ve ihbarsız fesihlerde Sosyal Güvenlik Kurumu veri sistemine işlenmesi gereken çıkış kodu kesinlikle kırk sekiz numaralı koddur. Kırk sekiz numaralı kod işçinin devamsızlık yapması ve sadakat borcunu ihlal etmesi durumunu spesifik olarak tanımlayan yasal bir idari göstergedir. Bu kodla çıkışı verilen bir işçi kendi ağır kusuru ile işsiz kaldığı gerekçesiyle Türkiye İş Kurumu üzerinden işsizlik maaşı alamayacaktır.

İşverenin acıma duygusuyla veya süreci kolaylaştırmak adına çıkış kodunu hatalı seçmesi örneğin devamsızlık durumu olmasına rağmen işçi mağdur olmasın diye istifa kodu veya geçerli fesih kodu bildirmesi yasal bir suç teşkil edebilmektedir. Daha da tehlikelisi bu durum ileride açılacak işe iade veya alacak davalarında işverenin aleyhine delil olarak kullanılabilecek muazzam bir çelişki yaratır. Mahkemeler resmi kurum kayıtları ile işverenin mahkemedeki fesih savunması arasındaki tutarsızlıkları genellikle dürüstlük kuralına aykırılık olarak değerlendirmekte ve işverenin iddialarının samimiyetini sorgulamaktadır. Dosya bir anda işveren aleyhine dönebilir. İşlemlerin mevzuata uygun kodlarla yapılması avukat tavsiyesi ile sağlanmalıdır.

İşçinin Mazeret Bildirimi ve Dürüstlük Kuralının Hukuki Etkileri

İşçinin devamsızlık yaptığı günlerde işine gidememesini haklı kılacak nitelikte geçerli ve yasal bir mazeretinin bulunması fesih sürecinin seyrini tamamen işçi lehine çevirir. Kanun koyucu işverene fesih yetkisi verirken haklı bir sebebe dayanmaksızın şartını özellikle metne eklemiştir. İşçinin ağır bir enfeksiyona yakalanması yakın bir aile ferdinin vefat etmesi ikametgahında yangın çıkması veya deprem sel gibi doğal afetlere maruz kalması hukuken kabul gören ve korunan haklı devamsızlık nedenleri arasında sayılmaktadır.

Ancak işçinin haklı bir sebebi bulunması onu tüm yasal iletişim yükümlülüklerinden kurtardığı anlamına kesinlikle gelmez. Modern iş hukuku işçi ve işveren arasındaki sözleşmesel ilişkinin tam bir şeffaflık ve karşılıklı dürüstlük temelinde yürümesini öngörür. İşçinin yaşadığı olağanüstü durumu mobil iletişim teknolojilerinin bu denli geliştiği çağımızda işverene bildirmemesi iyi niyet kurallarıyla hiçbir şekilde bağdaşmaz. İşçi mazeretini belgelemekle mükelleftir ve bu belgelendirme işlemi genellikle devlet hastanelerinden veya yetkilendirilmiş kurumlarından alınacak istirahat raporları ile sağlanır.

İşveren tarafından usulüne uygun noter ihtarı gönderildikten sonra işçi bu sağlık raporunu veya resmi makamlardan alınmış mazeret belgesini savunma süresi içerisinde insan kaynakları birimine ulaştırmak zorundadır. Şayet işçi elinde geçerli bir sağlık kurulu raporu bulunmasına rağmen bunu inatla işverenden gizler şirkete haber vermez ve ancak aylar sonra mahkeme aşamasına gelindiğinde dosyaya sunarsa dürüstlük kuralını açıkça ihlal etmiş sayılır. Yargıtay kararlarında bu tür kötü niyetli durumlarda işverenin fesihte haklı olduğuna ve feshin geçerli kabul edilmesi gerektiğine dair sayısız emsal karar bulunmaktadır. İşçi haklıyken haksız duruma düşmemek için yasal bildirimleri avukat aracılığıyla yapmalıdır.

Hastalık ve Psikolojik Rahatsızlık Durumlarının Devamsızlığa Etkisi

İşçinin mazeret bildirmeden işe gelmemesinin altında yatan asıl neden işyeri kaynaklı ciddi fiziksel veya daha karmaşık psikolojik bir rahatsızlık olabilir. Bilhassa uzun süreli stres yoğun iş baskısı aşırı çalışma saatleri veya işyerinde uğranılan psikolojik taciz olarak bilinen mobbing uygulamaları işçinin ruh sağlığını derinden bozarak işe gitmesini psikolojik olarak imkansız hale getirebilir. Bu tür spesifik vakalarda eylemsel olarak işe katılmama durumu aslında işçinin kendini koruma güdüsüyle gerçekleştirdiği bir haklı fesih olarak nitelendirilebilir.

İş Kanunu yirmi dördüncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca iş sözleşmesinin konusu olan işin yapılması işin niteliğinden doğan bir sebeple işçinin sağlığı veya yaşayışı için tehlike oluşturuyorsa işçi sözleşmeyi derhal ve haklı nedenle feshedebilir. Ancak yargı kararlarına bakıldığında tek başına bir hastalık olgusunun varlığı veya soyut bir epilepsi tanısı işçiye otomatik olarak haklı fesih hakkı vermez. Mahkemeler bu gibi durumlarda uzman tıp doktorları ve iş güvenliği uzmanlarından oluşan tarafsız bilirkişi heyetlerinden detaylı rapor alınmasını talep eder. Çalışma koşullarının doğrudan söz konusu hastalığa yol açıp açmadığının veya o hastalığı tetikleyip tetiklemediğinin kesin olarak saptanması şarttır.

Aynı şekilde işçinin mobbinge uğradığı için işe gelmemesi durumunda bu ağır iddiaların çok net delillerle tanıklarla ve psikiyatri raporlarıyla somutlaştırılması gerekir. Temadi eden yani sürekli devam eden sistematik bir psikolojik şiddet varsa altı iş günlük hak düşürücü fesih süresi her yeni taciz eylemiyle birlikte yeniden işlemeye başlar. İşçinin bu haklı mazeretini mahkemede ispatlaması halinde iş sözleşmesini fesheden taraf eylemli olarak işçi kabul edilecek ve işçi ihbar tazminatı talep edemese dahi tüm kıdem tazminatına hak kazanacaktır. Bu ispat süreçleri son derece yorucudur ve tecrübeli avukatların müdahalesini gerektirir.

Gözaltı ve Tutukluluk Hallerinde İşçinin Devamsızlığı ve İhbar Süreleri

Hukuk sistemimizde işçinin kendi iradesi dışında gelişen ve işe devamsızlığına yol açan en radikal olaylardan biri özgürlüğünün devlet eliyle kısıtlandığı gözaltı veya tutukluluk süreçleridir. Adli makamlarca yürütülen ceza soruşturmaları kapsamında işçinin tutuklanması veya gözaltına alınması işveren açısından doğrudan ahlak kurallarına aykırılık kapsamında derhal tazminatsız fesih sebebi yapılamaz. Bu özel durum İş Kanununun yirmi beşinci maddesinin dördüncü fıkrasında ayrıntılı bir düzenlemeye tabi tutulmuştur.

Söz konusu kanun fıkrasına göre işçinin gözaltına alınması veya tutuklanması halindeki zorunlu devamsızlık süresi kanunun on yedinci maddesinde belirtilen yasal ihbar sürelerini aştığı takdirde işverene haklı fesih hakkı doğar. İhbar süreleri işçinin o işyerindeki çalışma kıdemine göre belirlenmiştir. Altı aya kadar kıdemi olanlar için iki hafta altı aydan bir buçuk yıla kadar olanlar için dört hafta bir buçuk yıldan üç yıla kadar olanlar için altı hafta ve üç yıldan fazla kıdemi olanlar için ise sekiz haftalık bekleme süreleri mevcuttur.

İşveren işçinin cezaevinde veya nezarette bulunduğu bu yasal bildirim süreleri tamamen dolana kadar sözleşmeyi feshedemez. Bu süre zarfında iş sözleşmesi hukuken askıda kabul edilir. Ancak belirlenen bu kıdem süreleri aşıldığı andan itibaren işveren sözleşmeyi bildirim süresi beklemeksizin derhal feshetme yetkisini elde eder. Tutukluluk hali nedeniyle yapılan bu tür fesihlerde işveren işçiye ihbar süresi tanımaz veya ihbar tazminatı ödemez.

Fakat burada kritik bir detay daha vardır. Eğer işçinin işlemiş olduğu iddia edilen suç işyeri ile alakalı değilse işyerinde işlenmemişse ve yüz kızartıcı bir mahiyet taşımayarak sadece özgürlüğü bağlayıcı doğası sebebiyle devamsızlık yaratmışsa kanun gereği işveren bir yıldan fazla kıdemi olan işçiye kıdem tazminatını ödemek mecburiyetindedir. İşçinin tutukluluk durumu aylar sonra beraat kararı ile sonuçlansa dahi işverenin o anki maddi gerçekliğe dayanarak bekleme süresini aştığı için yaptığı fesih işlemi haklılığını ve geçerliliğini korumaya devam eder.

Anlık Mesajlaşma Uygulamaları ve Sosyal Medya Üzerinden Mazeret Bildirimi

Son yıllarda akıllı iletişim araçlarının gelişimi ile birlikte mazeret bildirimlerinin WhatsApp gibi popüler anlık mesajlaşma uygulamaları veya sosyal medya platformları üzerinden yapılıp yapılamayacağı iş hukukunun en hararetli tartışma konularından biri olmuştur. Yargıtay içtihatlarına yansıyan emsal kararlarda işçinin tamamen kişisel ve uçtan uca şifreli gizlilik içeren yazışmalarının işverence hukuka aykırı yollarla denetlenmesi ve ifşa edilerek fesih gerekçesi yapılması özel hayatın gizliliğinin ağır ihlali olarak kabul edilmektedir.

İşçinin rızası olmaksızın elde edilen özel konuşmalar ve yazışmalar Anayasa kapsamında kişisel veri niteliği taşır. Bu verilerin izinsiz kullanılarak feshin dayanağı yapılması işverene manevi tazminat yükümlülüğü doğurur ve feshi haksız kılar. Ancak meselenin bir diğer boyutu da vardır. Eğer işçiler işin yürütülmesi organizasyonu ve iletişimi amacıyla kurulan resmi nitelikteki kurumsal WhatsApp çalışma gruplarında işverene veya yöneticisine aniden hastalandığını ve işe gelemeyeceğini bildirirse bu durum hukuken geçerli bir mazeret iletimi olarak değerlendirilebilir. İşin akışını bozmamak şartıyla bu dijital platformlardan yöneticilere sağlanan anlık bilgi akışı günümüz modern çalışma koşullarında mahkemelerce dürüstlük kuralının yerine getirilmesi olarak yorumlanmaktadır. Dijital delillerin mahkemeye sunulması teknik bir uzmanlık gerektirir.

Fesih İşleminde Usul Hataları ve Prim Ödemelerinin Geçersizlik Üzerindeki Etkisi

İş dünyasının karmaşık yapısı içinde insan kaynakları departmanlarının veya mali müşavirlik birimlerinin otomasyon yazılımlarından kaynaklanan basit hataları şirketleri yargı önünde telafisi güç mali tablolarla karşı karşıya bırakabilmektedir. Mazeretsiz devamsızlık eylemine istinaden fesih süreci yürütülürken uygulamada en sık yapılan ve feshin derhal iptaline neden olan usul hatası işçinin devamsızlık yaptığı iddia edilen günlere ait Sosyal Güvenlik Kurumu primlerinin işveren tarafından eksiksiz olarak sisteme yatırılması ve maaşının tam ödenmesidir.

Türk hukuk sistemimizde ve Yargıtay’ın istikrar kazanmış kararlarında haklı bir mazereti olmaksızın işe devam etmeyen işçinin fiilen çalışmadığı bu günler için ücret talep etme hakkı kesinlikle bulunmadığı vurgulanmıştır. İşçi çalışmadığı için ücrete hak kazanamaz ve dolayısıyla sigorta primleri de tahakkuk ettirilemez. İşverenin bir yandan işçi hakkında peş peşe devamsızlık tutanakları düzenleyerek noter aracılığıyla uyarılar göndermesi diğer yandan ise muhasebe kayıtlarında bu kişiyi o ay tam otuz gün çalışmış gibi göstererek prim tahakkuk ettirmesi temel hukuk mantığı ile taban tabana zıttır.

Yargıtay Hukuk Daireleri böylesi somut bir çelişkinin varlığını tespit ettiğinde işverenin fesih iddiasını inandırıcı bulmamakta dürüstlük kuralına aykırı bularak feshin haksız olduğuna kesin hüküm kurmaktadır. Mahkeme nazarında SGK primleri ödenmiş bir gün fiilen çalışılmış ve mesai yapılmış bir gün olarak resmi kabul görür. Böyle fahiş bir usul hatası durumunda tazminatsız atıldığı iddia edilen işçi derhal kıdem ve ihbar tazminatlarına tam olarak hak kazanır. Bu mali riskleri tamamen bertaraf etmek adına işverenin yasal devamsızlık sürelerinin takibini muhasebe kayıtlarıyla tam bir senkronizasyon içerisinde ve avukat denetiminde gerçekleştirmesi son derece elzemdir.

İşe Haber Vermeden Gelmeme İddiasına Karşı İşe İade Davası Süreci

İşveren tarafından yasal usuller harfiyen yerine getirilmeden keyfi olarak veya haklılık zemini oluşturulmadan gerçekleştirilen geçersiz fesih işlemlerine karşı kanun koyucu işçiye iş güvencesi hükümleri kapsamında son derece güçlü bir koruma kalkanı sağlamıştır. İşçi işe devamsızlık yapmadığını usulüne uygun şekilde raporlu olduğunu veya devamsızlığının mazeretinin haklı temellere dayandığını belgelendirebileceğini iddia ediyorsa zaman kaybetmeksizin işe iade davası mekanizmasını işletebilir. Potansiyel müvekkiller için bu davanın kazanılması kaybedilen tüm hakların faiziyle geri alınması anlamına gelir.

İşe İade Davası Şartları ve Arabuluculuk Aşaması

İşe iade davası açılabilmesinin öncelikle katı şekli ön şartları bulunmaktadır. İşçinin iş güvencesi hükümlerinden ve bu davanın nimetlerinden yararlanabilmesi için çalıştığı işletmede veya o işverene ait aynı işkolundaki işyerlerinde toplamda en az otuz işçinin istihdam ediliyor olması şarttır. Ayrıca işçinin kendisinin o işyerinde asgari altı aylık bir çalışma kıdemine sahip bulunması ve aralarındaki sözleşmenin belirli değil belirsiz süreli bir iş sözleşmesi olması yasal bir zorunluluktur. İşletmenin bütününü sevk ve idare eden işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan üst düzey işveren vekili statüsünde bulunmamak da bu davanın ön koşulları arasındadır.

Yargısal sürece fiilen geçilmeden önce tüketilmesi kanunen zorunlu olan en önemli hukuki aşama ise zorunlu arabuluculuk müessesesidir. Fesih bildiriminin işçiye tebliğ edildiği tarihten itibaren tam bir ay içerisinde işçinin işe iade talebiyle yetkili arabulucuya başvurması yasal bir emirdir. Arabuluculuk masasında tarafların maddi konularda veya işe dönüş hususunda uzlaşamaması halinde bir son tutanak düzenlenir. Bu son tutanağın imzalandığı tarihi takip eden tam iki hafta içerisinde işçinin yetkili iş mahkemesinde davasını ikame etmesi gerekir. Bu bahsi geçen süreler hak düşürücü nitelikte olup davanın bir gün dahi geciktirilerek açılması davanın usulden anında reddine sebep olacaktır. Sürelerin milimetrik takibi için hukuki yardım şarttır.

İşe Başlatmama Durumunda Boşta Geçen Süre ve İş Güvencesi Tazminatları

İşe iade davasında feshin haklı ve geçerli bir nedene dayandığını kanunda aranan tüm usuli adımların eksiksiz atıldığını ispat külfeti bütünüyle işverenin omuzlarına yüklenmiştir. Mahkemenin delilleri inceleyerek işçi lehine karar vermesi ve feshin geçersizliğine hükmetmesi halinde işveren açısından son derece ağır mali yaptırımlar ortaya çıkar. İşçi mahkeme kararının kesinleşmesinden sonra bir ay içinde işe başlamak için işverene resmi yollarla başvuru yapmak zorundadır.

Mahkeme kararıyla birlikte işçiye dava süresince fiilen çalışamadığı ancak hukuken feshin geçersiz sayılması sebebiyle çalışmış gibi kabul edildiği döneme ait boşta geçen süre ücreti ödenir. Bu miktar en fazla dört aya kadar doğmuş bulunan giydirilmiş brüt ücreti ve o döneme ait ikramiye yol yemek gibi diğer parasal hakları eksiksiz olarak kapsar.

Şayet işçi yasal süresi içinde başvurmasına rağmen işveren çeşitli gerekçelerle işçiyi işe başlatmayı reddederse ödenmesi gereken tazminat miktarı katlanarak devasa boyutlara ulaşır. Bu durumda boşta geçen dört aylık ücrete ek olarak işçinin kıdemine feshin yapılış şekline ve mahkemenin takdirine göre belirlenen en az dört en çok sekiz aylık brüt ücreti tutarında iş güvencesi tazminatı işverence işçiye nakden ödenmek durumundadır. İş ilişkisi bu işe başlatmama tarihinde sona ermiş kabul edileceğinden işçi o tarihteki güncel ücreti üzerinden hesaplanacak geriye dönük kıdem ve ihbar tazminatlarını da ayrıca talep etme hakkına kavuşur. Görüldüğü üzere sadece varsayımlara veya eksik tutanaklara dayalı gerçeğe aykırı bir feshin faturası şirketleri iflas noktasına getirebilecek düzeydedir. Dava stratejisini uzmanlara emanet etmek riskleri minimize eder.

İşe Haber Vermeden Gelmeme Sık Sorulan Sorular

İşçi Yıllık İzindeyken İşveren Tarafından Acilen İşe Çağrılır ve Gelmezse Bu Durum Devamsızlık Sayılır Mı?

İş Kanunu uyarınca işçiye çalışma sürelerine bağlı olarak tahsis edilen yıllık ücretli izin hakkı anayasal güvence altına alınmış temel bir dinlenme hakkıdır. İşçinin önceden yönetimce planlanmış ve onaylanmış yıllık iznini şehir dışında veya evinde kullandığı dönemde işverenin tek taraflı iradesiyle işçiyi göreve çağırması kural olarak hukuka uygun değildir. İşçi bu ani çağrıya icabet etmediği takdirde iş günü devamsızlığı yapmış sayılamaz. Bu gerekçeyle sözleşmesi haklı nedenle feshedilemez. Ancak olağanüstü kriz durumlarında şirketin bekasını ilgilendiren afet hallerinde tarafların karşılıklı ve yazılı rızasıyla izin kesilebilir.

Devamsızlık Tutanaklarının Gerçeğe Aykırı ve Art Niyetli Olarak Düzenlendiği Dava Aşamasında Nasıl İspat Edilir?

Çalışma hayatında mobbing süreçlerinin bir parçası olarak işçinin işyerinde fiilen çalışmasına rağmen aleyhine gerçeğe aykırı ve sahte imzalı devamsızlık tutanakları tutulabilmektedir. İşçi bu haksız durumu işyerindeki yüksek çözünürlüklü kamera kayıtlarının celbini isteyerek bina giriş çıkış turnike dijital verileriyle bilgisayar işletim sistemi log kayıtlarıyla veya diğer mesai arkadaşlarının mahkeme huzurundaki yeminli tanıklığı ile çürütebilir. Mahkemeler somut dijital ve teknolojik verilere kurgulanmış şablon tutanaklardan daha fazla itibar etme eğilimindedir.

Psikolojik Rahatsızlık veya Ağır Depresyon Nedeniyle Alınan Uzman Raporları Devamsızlığa Geçerli Bir Mazeret Oluşturur Mu?

Elbette net bir şekilde oluşturur. İş hukuku normlarında fiziksel hastalıklar ile psikiyatrik rahatsızlıklar arasında geçerlilik açısından hiçbir mazeret farkı bulunmamaktadır. İşçinin ruh sağlığı uzmanlarından aldığı geçerli tıbbi istirahat raporu işe gelmemesi için yasal ve haklı bir sebeptir. İşveren bu raporun sahte veya usulsüz olduğunu somut kanıtlarla ispatlayamadığı sürece salt psikolojik bir tanı konulduğu için devamsızlık feshine gidemez. Rapor süresince işçinin istirahat etmesi ve tedavi sürecine odaklanması esastır. İşveren rapora itiraz etmek istiyorsa hakem hastane sürecini işletmelidir.

İşe Haber Vermeden Gelmeme İddiası İle Çıkarılan İşçi İhbar Tazminatı Alabilir Mi?

Bu durum tamamen işverenin iddialarını mahkeme huzurunda somut ve yasal delillerle ispatlayabilmesine bağlıdır. Eğer işveren yapılan feshin hukuka uygun olduğunu ve çalışanın hiçbir mazeret bildirmeksizin ardışık iş günlerinde veya ay içinde belirli günlerde mesaisine katılmadığını net bir şekilde ispat ederse işçi ihbar tazminatı alamaz. Ancak ortada işverenin ispat edemediği haksız bir fesih varsa veya işçinin haklı bir sağlık raporu bulunduğu ortaya çıkarsa mahkeme kararıyla işçi hem ihbar tazminatı hem de kıdem tazminatı almaya hak kazanacaktır.

Her Gün İşe Düzenli Olarak Geç Gelmek Saatlerin Toplanmasıyla Tam Gün Devamsızlık Yaratıp Haklı Fesih Doğurur Mu?

Yargıtay kararları bu teknik konuda son derece net sınırlar çizerek saat toplama işlemini yasaklamıştır. İşçinin mesaiye bir saat geç kalması veya öğleden sonra işten erken ayrılması gibi parça parça eylemlerinin muhasebe tarafından matematiksel olarak toplanarak ardışık iki gün veya ayda üç tam gün hesabı oluşturmasına hukuken kesinlikle cevaz verilmemektedir. Devamsızlık fiilinin tam olarak gerçekleşmesi için işçinin ilgili gün boyunca işyerine hiç uğramamış olması ve iş görme borcunu tüm gün ifa etmemiş olması şarttır. İşe geç kalma eylemi devamsızlık değil ancak geçerli nedenle fesih sebebi olabilir.

İşe Haber Vermeden Gelmeme Sonuç

Modern iş hukukunun temel yapıtaşlarını oluşturan sadakat ve iş görme borçlarının en açık ihlallerinden biri olan İşe Haber Vermeden Gelmeme eylemi mevzuatımızda çok keskin yasal sınırlar ve amansız hak düşürücü sürelerle düzenlenmiştir. İşçinin haklı bir mazereti olmaksızın ardı ardına veya belirli aralıklarla mesaisine katılmaması şirketlerin yönetim hakkını derinden etkileyen ve işletme disiplinini tahrip eden ağır bir davranıştır. Bununla birlikte yasa koyucu sadece işverenin beyanını ve devamsızlık fiilinin varlığını tek başına sözleşmenin feshi için yeterli görmemiştir. Bu sürecin noter ihtarnameleri gün bazlı şahitli tutanaklar katı ispat kuralları ve dürüstlük kuralı çerçevesinde sağlam bir temelde inşa edilmesini emretmiştir.

Sürecin hukuki bilgiden yoksun kişilerce hatalı yönetilmesi savunma hakkının gasp edilmesi prim ödemelerinde yapılan basit teknik bir muhasebe yanlışlığı veya işçinin haklı mazeretlerinin görmezden gelinmesi işverenleri devasa boyutlara ulaşabilen işe iade ve tazminat yükleri ile karşı karşıya bırakmaktadır. Diğer taraftan hakkı gasp edilen geçerli mazereti olduğu halde haksız çıkış kodlarıyla işten atılan işçiler için de yasal hak arama ve ispat mekanizmaları tek başına altından kalkılamayacak kadar karmaşık bir hukuki ağ sunmaktadır. Böylesine ağır mali yaptırımları katı hak düşürücü süreleri ve ince usul kurallarını barındıran fesih işlemlerinde sadece varsayımlara veya eksik tutanaklara dayalı gerçeğe aykırı bir İşe Haber Vermeden Gelmeme feshinin faturası şirketleri iflas noktasına getirebilecek düzeydedir. Profesyonel destek almamak telafisi güç zararlara yol açar. Gerek haksızlığa uğrayan işçilerin gerekse işletmesini yasal risklerden korumak isteyen işverenlerin hak kaybına uğramamak adına atacakları en akılcı adım hukuki dinamiklere tam anlamıyla hakim deneyimli bir Avukat İstanbul bölgesinde zaman kaybetmeden bulmalarıdır. Uyuşmazlıkların profesyonel bir nezaketle yasal mevzuata uygun ve hakkaniyetli bir şekilde çözümlenebilmesi için alanında uzman bir Avukat İstanbul gibi devasa bir iş ve sanayi metropolünde taraflara paha biçilemez bir stratejik rehberlik sunacaktır. İş sözleşmesinin haksız yere feshedildiğini düşünüyorsanız yasal haklarınızı öğrenmek için Durduk Yere İşten Çıkarılma başlıklı rehberimizi inceleyebilir; hiçbir bildirim yapmadan işi bırakmanın yaratacağı mağduriyetleri merak ediyorsanız İstifa Dilekçesi Vermeden İşten Ayrılan İşçi makalemize göz atabilirsiniz.

Siz de hak kayıplarının önüne geçmek ve hukuki sürecinizi güvenle yürütmek için Vizyon Hukuk ve Danışmanlık Ofisi olarak sunduğumuz profesyonel hizmetlerden faydalanabilirsiniz. Bizimle iletişime geçmek ve davanızı uzman ellere teslim etmek için Trump Towers, Mecidiyeköy Mahallesi, Mecidiyeköy Yolu Cd. No 12, 34360 Şişli/istanbul adresinde bulunan ofisimizi ziyaret edebilirsiniz.

Bu Yazıyı Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer Yazılar

💬 WhatsApp
Vizyon Hukuk

👋 Merhaba! Size nasıl yardımcı olabiliriz?

WhatsApp üzerinden yazın