İşten Çıktım Ama Sigorta Çıkışım Yapılmamış

İşten çıktım ama sigorta çıkışım yapılmamış sorunu yaşayan işçiler için hukuki süreçler ve tazminat hakları.

Çalışma hayatının doğası gereği işçi ve işveren arasında kurulan hukuki bağ, belirli koşullar altında tarafların iradesiyle veya yasal zorunluluklarla sona ermektedir. İş sözleşmesinin fiili olarak sonlanması, hukuki sürecin tamamen bittiği anlamına gelmemektedir. İş akdinin feshinin ardından işverenin yerine getirmesi gereken son derece hayati idari ve yasal yükümlülükler bulunmaktadır. Günümüzde çalışma hayatında en sık karşılaşılan ve işçiler açısından telafisi güç mağduriyetler yaratan durumların başında İşten Çıktım Ama Sigorta Çıkışım Yapılmamış sorunu gelmektedir. Bu durum, işçinin anayasal güvence altına alınmış olan çalışma özgürlüğünü ve sosyal güvenlik haklarını derinden sarsan bir ihlal niteliği taşımaktadır.

İşverenin kasıtlı davranışları veya idari ihmalleri sonucunda sigorta çıkış işlemlerinin resmi kurumlara bildirilmemesi, işçiyi adeta arafta bırakmaktadır. Kişi fiilen işsiz olmasına ve hiçbir ücret geliri elde etmemesine rağmen, devletin resmi kayıtlarında hala o işyerinin aktif bir çalışanı olarak görünmeye devam etmektedir. Bu yanıltıcı kayıt durumu, işçinin yeni bir istihdam fırsatı bulduğunda işe giriş işlemlerinin yapılmasını engellemekte, devletin sunduğu işsizlik ödeneğinden faydalanmasının önüne geçmekte ve sağlık hizmetlerine erişimini bütünüyle kilitlemektedir. Hukuki açıdan bakıldığında bu eylemsizlik, yalnızca basit bir bildirim eksikliği değil, aynı zamanda ciddi yaptırımlara ve tazminat davalarına konu olabilecek ağır bir kusurdur. Bu kapsamlı hukuki incelemede, fiilen işten ayrılan ancak resmi kayıtlarda çıkışı yapılmayan bireylerin izlemesi gereken stratejik yollar, yasal başvuru mekanizmaları ve potansiyel müvekkillerimiz için hak arama süreçleri tüm detaylarıyla ele alınmaktadır.

Sosyal Güvenlik Mevzuatı Kapsamında İşten Ayrılış Bildirimi

Sosyal güvenlik sistemimizin temelini inşa eden elli beş yüz on sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, işçi ve işveren ilişkilerinin kayıt altına alınması hususunda son derece katı ve kesin kurallar ihdas etmiştir. İlgili yasal düzenlemeler uyarınca, hizmet akdi ile çalışan ve kanunun dördüncü maddesinin birinci fıkrasının a bendi kapsamında sigortalı sayılan işçiler için özel bildirim süreleri öngörülmüştür. İşverenler, bünyelerinde çalıştırdıkları sigortalıların işe girişlerini işe başlamadan en az bir gün önce kuruma bildirmekle yükümlüdür. Aynı hassasiyet, iş akdinin sona ermesi durumunda da geçerliliğini korumaktadır.

Hizmet akdinin herhangi bir nedenle sonlanması halinde, işveren tarafından sigortalı işten ayrılış bildirgesinin düzenlenmesi yasal bir mecburiyettir. Bu bildirgenin, hizmet akdinin sona erdiği tarihi takip eden on gün içerisinde e-sigorta kanalıyla Sosyal Güvenlik Kurumuna iletilmesi gerekmektedir. On günlük sürenin başlangıç noktası, işçinin fiilen çalışmayı bıraktığı veya iş sözleşmesinin hukuken feshedildiği tarihi izleyen ilk takvim günüdür. Yasa koyucu bu on günlük süreyi belirlerken, işverene makul bir idari işlem süresi tanımayı, aynı zamanda işçinin sosyal güvenlik statüsündeki değişikliğin devlet kayıtlarına ivedilikle yansımasını amaçlamıştır. İşverenlerin bu süreyi aşması veya bildirimi hiç yapmaması, potansiyel müvekkillerimiz açısından ciddi hukuki ihtilafların fitilini ateşlemektedir.

E Sigorta Sistemi ve İşverenin Yasal Yükümlülükleri

Günümüzde sosyal güvenlik işlemleri bütünüyle dijital altyapılar üzerinden yürütülmektedir. E-sigorta sistemi, bildirimlerin hızlı ve şeffaf bir biçimde yapılmasını sağlayan temel platformdur. İşveren, sigortalı işten ayrılış bildirgesine kaydettiği tüm bilgilerin doğruluğundan bizzat sorumludur. Bununla birlikte yasal mevzuat, işten ayrılış bildirgesinde yer alan bilgilerin, ilgili aya ait aylık prim ve hizmet belgesinde de birebir örtüşecek şekilde gösterilmesini emretmektedir. Aylık prim ve hizmet belgesi ile sigortalı işten ayrılış bildirgesi arasında herhangi bir veri uyuşmazlığı veya mutabakatsızlık tespit edilmesi halinde, Sosyal Güvenlik Kurumu işverenle resmi yazışma sürecini başlatarak bu hatanın düzeltilmesini talep etmektedir.

Bazı istisnai durumlarda işverenlerin bildirim yükümlülükleri farklılık gösterebilir. Yasal süresi henüz dolmadığı için kuruma verilmeyen aylık prim ve hizmet belgesinde yer alacak sigortalı çalışmalarının kurumca bilinmesini gerektiren acil hallerde idari inisiyatifler kullanılabilmektedir. Ancak genel kural olarak, on günlük yasal süre dolmadan aylık prim ve hizmet belgesi kuruma tam ve eksiksiz olarak verilmiş ise, ayrıca bir sigortalı işten ayrılış bildirgesi düzenlenmesine ve kuruma iletilmesine gerek kalmamaktadır. Öte yandan, sigortalı çalıştırılan bir işin veya işyerinin başka bir işverene devredilmesi durumunda da bildirim yükümlülükleri doğmaktadır. Böyle bir devir halinde yeni işveren, en geç işin veya işyerinin devralındığı tarihi takip eden on gün içinde işyeri bildirgesini kurumun ilgili ünitesine göndermek zorundadır. Tüm bu teknik detaylar, sigorta çıkışının yapılmaması sorununun aslında arka planda ne kadar karmaşık bir idari ihlaller zincirine dayandığını göstermektedir.

İşten Çıktım Ama Sigorta Çıkışım Yapılmamış Sorununun Temel Nedenleri

Bir çalışanın işyerinden fiilen ayrılmasına rağmen sigorta çıkışının yapılmaması durumu, genellikle işverenlerin farklı saiklerle hareket etmesinden kaynaklanmaktadır. Bazı durumlarda bu eylemsizlik tamamen insan kaynakları departmanlarının veya mali müşavirlerin idari ihmallerinden ve iletişim kopukluklarından doğabilmektedir. Ancak büromuza danışan işçilerin yaşadığı hukuki uyuşmazlıkların büyük bir çoğunluğunda işverenin kötü niyetli yaklaşımı göze çarpmaktadır. İşverenler, işçinin haklı nedenle fesih iddialarını boşa çıkarmak, kıdem tazminatı ödemekten kaçınmak veya işçiyi psikolojik olarak yıpratmak amacıyla bu bildirimleri kasıtlı olarak geciktirebilmektedir.

Bunun yanı sıra, işçinin iş sözleşmesini haklı sebeplerle feshetmesine karşın işverenin bu feshi kabul etmemesi ve işçiyi devamsızlık yapıyor gibi gösterme çabası da sıkça rastlanan bir durumdur. İşveren, sigorta çıkışını yapmayarak ve işçinin işe gelmediği günler için devamsızlık tutanağı tutarak, ileride açılacak bir davada işçiyi haksız duruma düşürmeyi planlamaktadır. Bu nedenle İşten Çıktım Ama Sigorta Çıkışım Yapılmamış diyen bir çalışanın, işverenin bu sessizliğini basit bir hata olarak görmemesi ve derhal deneyimli bir avukat desteği alarak durumu resmiyete dökmesi büyük önem arz etmektedir. Gerekli hukuki adımlar zamanında atılmazsa, işçi kağıt üzerinde sadakatsiz ve devamsız bir çalışan profiline sokulma riskiyle karşı karşıya kalacaktır.

İşsizlik Maaşı Başvurusu ve Yaşanan Hak Kayıpları

İş akdi sonlanan bir işçinin devletteki en önemli güvencelerinden biri hiç şüphesiz işsizlik maaşıdır. İşsizlik ödeneği, kendi istek ve kusuru dışında işini kaybeden bireylerin yeni bir iş bulana kadar asgari geçimlerini sağlamaları amacıyla oluşturulmuş bir fondur. Ancak bu fondan yararlanabilmenin en temel yasal şartı, işçinin Sosyal Güvenlik Kurumu sistemlerinde işten çıkışının resmi olarak yapılmış olması ve bu çıkışın İŞKUR mevzuatına uygun bir çıkış kodu ile bildirilmesidir.

İşveren tarafından sigorta çıkışı verilmeyen kişi, devletin entegre elektronik sistemlerinde hala maaşlı bir çalışan olarak görünmektedir. Bu nedenle kişi işsizlik maaşı almak için en yakın İŞKUR şubesine şahsen gitse veya e-devlet platformu üzerinden elektronik başvuru yapmaya çalışsa dahi, sistemi geçmesi mümkün olmayacaktır. İŞKUR üzerinden yapılacak sağlıklı bir başvuru sürecinde yetkililer, işten ayrılma bildirgesi, baş্বরanın kimlik fotokopisi ve usulüne uygun doldurulmuş işsizlik maaşı başvuru formu talep etmektedir. Çıkış işlemi yapılmadığı için işten ayrılma bildirgesi oluşmamakta ve dosya daha açılmadan reddedilmektedir.

İşsizlik maaşının ne kadar süreyle ödeneceği, işçinin geçmiş dönemde devlete ne kadar süreyle prim ödediğine doğrudan bağlıdır. Yasal düzenlemelere göre, son üç yıl içinde altı yüz gün prim ödeyen sigortalılar yüz seksen gün boyunca bu ödenekten faydalanma hakkına sahiptir. Dokuz yüz gün prim ödeme şartını sağlayan işçiler iki yüz kırk gün, bin seksen gün prim ödeyen kıdemli işçiler ise tam üç yüz gün boyunca düzenli işsizlik maaşı alabilmektedir. Bu ödenekten herkesin koşulsuz faydalanması mümkün olmayıp, yalnızca yasanın aradığı belirli prim ödeme ve hizmet süresi şartlarını eksiksiz sağlayan kişiler bu haktan yararlanabilmektedir.

Yeni Düzenlemeler Işığında İşsizlik Ödeneği Miktarları

İşverenin ihmalkar veya kasıtlı tutumu yüzünden sigorta çıkışının askıda kalması, işçiyi devasa bir maddi gelirden mahrum bırakmaktadır. Ülkemizdeki enflasyonist ortam ve asgari ücretteki dönemsel artışlar göz önüne alındığında, alınamayan işsizlik maaşının toplam tutarı işçinin yaşam standartlarını doğrudan etkileyecek boyutlara ulaşmaktadır. İşsizlik ödeneğinin aylık miktarı, sigortalının son dört aylık prime esas kazançlarının aylık ortalaması dikkate alınarak hesaplanmaktadır. Devlet tarafından yapılan bu hesaplamalarda binde yedi virgül elli dokuz oranında damga vergisi kesintisi yasal olarak uygulanmaktadır.

İşsizlik maaşından haksız şekilde yararlanan sigortalı işsizler, kendi kusurları veya eksik beyanları nedeniyle kuruma zarar verdiklerinde yapılan fazla ödemeleri yasal faizi ile birlikte devlete geri ödemek zorundadır. Ancak hak ettiği halde işverenin bildirim yapmaması nedeniyle bu ödenekten yararlanamayan işçiler için zaman aleyhe işlemektedir. İki bin yirmi altı yılı güncel verileri ve prime esas kazanç tutarları incelendiğinde, işçinin mahrum kaldığı meblağın ne kadar yüksek olduğu daha net anlaşılmaktadır. Aşağıdaki tablo, farklı kazanç gruplarına göre iki bin yirmi altı yılında hesaplanan net işsizlik ödeneği miktarlarını açıkça göstermektedir.

Sigortalının Son Dört Aylık Çalışma DurumuAylık Prime Esas Kazanç OrtalamasıUygulanan Damga Vergisi OranıEle Geçen Net İşsizlik Ödeneği Miktarı
İki Bin Yirmi Altı Yılı Asgari Ücreti İle Çalışan33.030,00 Türk Lirası0,0075913.111,79 Türk Lirası
Son Dört Ay Boyunca Elli Bin Lira İle Çalışan50.000,00 Türk Lirası0,0075919.848,20 Türk Lirası
Son Dört Ay Boyunca Seksen Bin Lira İle Çalışan80.000,00 Türk Lirası0,0075926.223,44 Türk Lirası

Bu yapısal veriler, işverenin eylemsizliğinin işçi bütçesinde yarattığı aylık on üç bin ile yirmi altı bin lira arasındaki doğrudan kaybı belgelemektedir. Bu mağduriyetin giderilmesi için İşten Çıktım Ama Sigorta Çıkışım Yapılmamış sorunu yaşayan potansiyel müvekkillerimizin uzman bir avukat kadrosundan profesyonel hukuki danışmanlık alarak süreci resmi makamlara taşıması elzemdir.

İşten Çıktım Ama Sigorta Çıkışım Yapılmamış Halinde Sağlık Provizyonu

İşten ayrılan bireylerin karşılaştığı bir diğer kritik kriz alanı, Genel Sağlık Sigortası provizyonlarının aniden kesilmesi ve sağlık hizmetlerine erişimin durmasıdır. Normal şartlar altında işten çıkan ve işsizlik maaşı almaya hak kazanan bir vatandaşın genel sağlık sigortası primleri, işsizlik maaşı aldığı süre boyunca doğrudan İŞKUR tarafından karşılanmakta ve kişi devlet hastanelerinden ücretsiz hizmet almaya devam etmektedir. Ancak sigorta çıkış işlemi yapılmadığı için işsizlik maaşı alamayan kişi, sistemde boşlukta kalmaktadır. Devlet sistemleri bu kişiyi aktif çalışan olarak görmediği anlardan itibaren veya işverenin prim yatırmayı kestiği aylardan itibaren kişiyi genel sağlık sigortası borçlusu durumuna düşürebilmektedir.

Özellikle iki bin yirmi altı yılı itibarıyla yürürlüğe giren yeni ve katı düzenlemeler, borçlu vatandaşların sağlık hizmetlerinden yararlanma koşullarını bütünüyle değiştirmiştir. Geçmiş yıllarda prim borcu olan vatandaşlar, en azından devlet hastanelerinde sınırlı bir şekilde muayene olabiliyor ve reçeteli ilaçlarını kendi ceplerinden ücret ödeyerek temin edebiliyorlardı. Fakat bir ocak iki bin yirmi altı tarihinden itibaren geçici sürenin dolması ve uzatmaya yönelik yeni bir kararname yayımlanmaması neticesinde bu esnek uygulama tamamen sona ermiştir. İlaçların ücretli hale gelmesinin ardından, artık poliklinik hizmetleri de prim borçlularına bütünüyle kapatılmıştır. Bu durum, İşten Çıktım Ama Sigorta Çıkışım Yapılmamış gerçeğiyle yüzleşen ve kronik hastalıkları bulunan bireyler için hayati bir risk oluşturmaktadır.

Genel Sağlık Sigortası Borç Yapılandırması ve Ödeme Planları

İşverenin bildirim yükümlülüğünü ihlal etmesi yüzünden sistemde geliri olduğu varsayılan ancak fiilen hiçbir ücret almayan vatandaşların adına biriken sağlık prim borçları, zamanla altından kalkılamaz boyutlara ulaşmaktadır. Gecikme zamları ve faizlerle birlikte katlanan bu borçlar yüzünden sağlık hizmeti alamayan mağdurlar için devlet tarafından belirli dönemlerde yapılandırma imkanları sunulmaktadır. İki bin yirmi altı yılı güncel yapılandırma koşulları, vatandaşlara borç silme indirimleri ve uzun vadeli taksit seçenekleri getirmektedir.

Borç yapılandırmasından faydalanmak isteyen bir vatandaş, sahip olduğu ana borç üzerinden hesaplanan yeni faiz oranlarıyla karşı karşıya kalmaktadır. Sistematik olarak incelendiğinde otuz bin Türk Lirası tutarında bir anapara borcu, faiz ve gecikme zamları eklendiğinde kırk iki bin Türk Lirası gibi ciddi bir yekuna ulaşabilmektedir. Vatandaşlara bu toplam tutarı ödeyebilmeleri için otuz altı aya kadar uzanan taksitlendirme seçenekleri sunulmaktadır. Aşağıdaki tablo, tipik bir genel sağlık sigortası yapılandırma ödeme planını detaylandırmaktadır.

Borcun Temel NiteliğiTutarı ve SüresiAylık Ödeme Dağılımı
Yapılandırmaya Konu Ana Borç30.000 Türk LirasıUygulanamaz
Faiz ve Gecikme Zammı Dahil Toplam Borç42.000 Türk LirasıUygulanamaz
Tanınan Azami Taksit Süresi36 AyUygulanamaz
Vatandaşın Ödeyeceği Aylık Taksit MiktarıUygulanamaz1.166 Türk Lirası

Bu borç sarmalına düşen kişilerin borç durumlarını sorgulayabilmeleri için çok çeşitli iletişim kanalları aktif tutulmaktadır. Vatandaşlar e-devlet platformu üzerinden şifreleriyle sisteme girerek borç dökümlerini alabilir, doğrudan Sosyal Güvenlik Kurumu il veya ilçe müdürlüklerine kimlik belgeleriyle şahsen müracaat edebilir veya Çalışma Hayatı İletişim Merkezi üzerinden sözlü olarak bilgi talep edebilirler. İşçinin tamamen kendi iradesi dışında oluşan bu sağlık borçları, profesyonel avukatlarımız aracılığıyla ilerleyen dönemde işverene karşı açılacak maddi ve manevi tazminat davalarında güçlü bir talep kalemi olarak mahkemeye sunulmalıdır.

İdari Para Cezaları ve İşverenin Finansal Sorumluluğu

Sosyal güvenlik mevzuatımızın temel felsefesi, işçi haklarını korumanın yanı sıra devletin prim gelirlerini güvence altına alarak kayıt dışı ekonomiyle etkin bir şekilde mücadele etmektir. Bu nedenle işverenlere yüklenen bildirim sorumluluklarının ihlali, idare hukuku kapsamında son derece ağır idari para cezaları ile yaptırıma bağlanmıştır. Sigortasız işçi çalıştırma eylemi; bir çalışanın işyerinde fiilen ter dökerken kuruma hiç bildirilmemesi, stajyer adı altında usulsüz çalıştırılması, deneme süresi bahanesiyle kayıt dışı tutulması veya maaşının belirli bir kısmının elden verilerek bordroda eksik gösterilmesi gibi çok çeşitli yöntemlerle gerçekleştirilebilmektedir.

İş akdi sonlanan bir işçinin çıkış işleminin yapılmayarak askıda bırakılması ve paralelinde aylık bildirgelerin eksik ya da usulsüz düzenlenmesi de benzer yaptırımlara tabidir. İki bin yirmi altı yılı itibarıyla idari para cezalarının hesaplanmasında temel alınan ölçüt, otuz üç bin otuz Türk Lirası olan brüt asgari ücret tutarıdır. Kanun koyucu, işverenin ihlal derecesine ve bu ihlalin tespit ediliş biçimine göre kademeli bir ceza sistemi öngörmüştür. İşverenlerin karşı karşıya kalacağı idari yaptırım kararlarında on yıllık çok uzun bir zamanaşımı süresi bulunmaktadır ve bu yasal süre, ihlale konu fiilin işlendiği günden itibaren kesintisiz olarak işlemeye başlamaktadır.

İki bin yirmi altı yılı için geçerli olan ve Sosyal Güvenlik Kurumu müfettişleri tarafından uygulanan temel idari para cezası tutarları aşağıdaki tabloda sistemli bir biçimde gösterilmiştir.

İhlalin Türü ve MahiyetiUygulanan Ceza Çarpanıİki Bin Yirmi Altı Yılı Ceza Tutarı
İşe Giriş veya Çıkış Bildirgesinin Yasal Süresinde VerilmemesiSigortalı Başına Bir Brüt Asgari Ücret33.030,00 Türk Lirası
Bildirimin Verilmediğinin Kurum Denetimi veya Mahkemece TespitiSigortalı Başına İki Kat Brüt Asgari Ücret66.060,00 Türk Lirası
Aynı Hukuka Aykırı Fiilin Bir Yıl İçinde İkinci Kez Tespit EdilmesiSigortalı Başına Beş Kat Brüt Asgari Ücret165.150,00 Türk Lirası
Aylık Prim ve Hizmet Belgesinin Yasal Süresinde VerilmemesiSigortalı Başına Asgari Ücretin Beşte Biri6.606,00 Türk Lirası
Bildirilmeyen veya Eksik Bildirilen Hizmetin İleride TespitiSigortalı Başına İki Kat Brüt Asgari Ücret66.060,00 Türk Lirası

Tabloda sunulan bu astronomik rakamlar , işverenin yalnızca devlete ödemek zorunda olduğu idari cezaları temsil etmektedir. İşten Çıktım Ama Sigorta Çıkışım Yapılmamış diyerek hakkını arayan potansiyel bir müvekkil lehine sonuçlanacak hukuki süreçlerde, işveren ayrıca işçiye ödenmesi gereken kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, geriye dönük ödenmeyen maaşlar, fazla mesai ücretleri ve genel tatil ücretlerini yasal faizleriyle birlikte ödemekle mükelleftir. Dahası, kayıt dışı çalıştırılan dönemde olası bir iş kazası yaşanmışsa, Sosyal Güvenlik Kurumunun işçiye yaptığı tüm sağlık harcamalarının ve bağladığı gelirlerin peşin sermaye değeri işverene rücu edilmektedir.

Habersiz Sigorta Giriş Çıkış İşlemleri ve Hukuki Boyutu

İşverenlerin sosyal güvenlik sisteminde başvurduğu en kötü niyetli ve işçi aleyhine sonuçlar doğuran uygulamalardan biri de habersiz giriş çıkış işlemi yapmaktır. Bu senaryoda işçi işyerinde aralıksız ve kesintisiz olarak fiilen çalışmaya devam ederken, işveren maliyetleri düşürmek veya ileride doğacak kıdem tazminatı yükümlülüğünden kurtulmak amacıyla işçinin sigortasını gizlice sonlandırmakta ve birkaç gün sonra sanki yeni bir çalışanmış gibi tekrar işe girişini yapmaktadır. Çoğu zaman işçi bu hileli durumdan yıllar sonra, e-devlet üzerinden hizmet dökümünü incelediğinde tesadüfen haberdar olmaktadır.

Hukuki normlar çerçevesinde değerlendirildiğinde, işçinin bilgisi ve onayı olmaksızın sigortadan habersiz giriş çıkış yapılması; hem kırk sekiz yüz elli yedi sayılı İş Kanunu hükümlerine hem de elli beş yüz on sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu emredici kurallarına kesin ve açık bir aykırılık teşkil etmektedir. Bu hileli uygulama, işveren açısından idari para cezası ve cezai sorumluluk doğururken, işçi açısından tartışmasız bir haklı fesih sebebi oluşturmaktadır. İşçi bu hukuka aykırılığı tespit ettiği anda, büromuzla iletişime geçerek iş sözleşmesini derhal ve bildirimsiz olarak feshetme ve tüm yasal haklarını talep etme özgürlüğüne sahiptir.

Habersiz giriş çıkış uygulamasının mahkeme huzurunda ispatlanması titiz bir hukuki çalışma gerektirir. Yargılama sürecinde işçinin o tarihlerde fiilen kesintisiz çalıştığını gösteren her türlü somut delil büyük önem taşır. İşçinin mesai arkadaşları tarafından verilecek tanık beyanları, işveren veya yöneticilerle yapılan kurumsal e-posta yazışmaları, WhatsApp iletişim kayıtları, kurumdan alınan hizmet döküm belgeleri, gerçeği yansıtmayan ücret bordroları ve varsa işyeri güvenlik kamerası kayıtları mahkemeye avukatlarımız aracılığıyla usulüne uygun sunulmalıdır. Delillerin stratejik bir şekilde mahkemeye ibraz edilmesi, davanın işçi lehine sonuçlanmasını doğrudan etkileyen en önemli faktördür.

Kıdem Tazminatı ve Diğer İşçilik Alacaklarına Etkisi

İşçiler arasında yaygın olan ve işverenler tarafından kasıtlı olarak yayılan sigortada çıkışın görünüyor, bu yüzden eski kıdemin sıfırlandı ve tazminat alamazsın söylemi bütünüyle asılsızdır ve hiçbir hukuki geçerliliği bulunmamaktadır. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, iş hukukunda şekli kayıtlardan ziyade maddi gerçeklik, yani işçinin işyerinde eylemli olarak geçirdiği fiili çalışma süresi esastır. Kağıt üzerinde yapılan suni kesintiler işçinin kıdemini asla sıfırlamaz. Müvekkil, deneyimli avukatlarımızla yürüttüğü süreçte fiili çalışma süresinin kesintiye uğramadığını ispatladığı takdirde, kıdem tazminatı işe ilk girdiği giriş tarihi üzerinden tek bir bütün olarak hesaplanır.

Sigortasız veya eksik bildirimle çalıştırılan bir işçi, iş sözleşmesini bu gerekçelerle feshettiğinde kıdem tazminatına hak kazanır. Ancak yasa koyucu işçiyi işverenin muhtemel misillemelerine karşı da koruma altına almıştır. İşçi sırf sigortasız çalıştırıldığını ilgili kurumlara şikayet ettiği veya hukuki yollara başvurduğu için işveren tarafından işten çıkarılırsa, ağır tazminat yaptırımları devreye girer. İşyerinde otuz ve daha fazla işçi çalışıyorsa, işçi işe iade davası açarak dört ile sekiz aylık brüt ücreti tutarında iş güvencesi tazminatı alabilir. Eğer işyerindeki çalışan sayısı otuzdan az ise, bu kez işçiye yasal ihbar tazminatının üç katı tutarında kötüniyet tazminatı ödenmesine karar verilmektedir. Bu güvenceler, hakkını arayan işçinin sığınacağı en güçlü yasal limanlardır.

Alo Yüz Yetmiş İletişim Merkezi ve İdari Şikayet Süreci

İşten Çıktım Ama Sigorta Çıkışım Yapılmamış sorunu yaşayan mağdur bir işçinin mahkeme sürecinden önce başvurabileceği en hızlı ve etkili idari çözüm yollarından biri, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren iletişim merkezlerine ulaşmaktır. Çalışma Hayatı İletişim Merkezi olarak bilinen ve halk arasında ALO 170 olarak adlandırılan bu sistem, on beş Kasım iki bin on tarihinde vatandaşların kesintisiz hizmetine açılmıştır. İletişim merkezi, çalışma hayatını ve sosyal güvenliği ilgilendiren her türlü soru, öneri, eleştiri, ihbar, başvuru ve şikayetleri tek bir çatı altında toplamaktadır.

Haftanın yedi günü yirmi dört saat boyunca aralıksız hizmet veren ALO 170 hattına gelen çağrılar, alanında uzman personeller tarafından doğrudan cevaplanmakta ve sorunlar ilk görüşmede çözülmeye çalışılmaktadır. Merkez bünyesinde görevli personelin yüzde ellisinin engelli bireylerden oluşması, projenin taşıdığı yüksek sosyal sorumluluk bilincini göstermektedir. Çağrı merkezi üzerinden anında çözüm üretilemeyen karmaşık şikayet dosyalarında, ilgili kurumlarla resmi iletişime geçilerek mağduriyetin en geç yetmiş iki saat içerisinde sonuçlandırılması hedeflenmektedir.

Sigorta çıkışının verilmemesi, kaçak çalıştırılma, mesai ücretlerinin eksik ödenmesi veya maaş bordrolarının asgari ücret üzerinden düzenlenerek kalanın elden verilmesi gibi durumlarda yapılacak ihbarlarda dikkat edilmesi gereken hayati hususlar bulunmaktadır. İşçinin taleplerinin kurumsal düzeyde işleme alınabilmesi ve müfettiş denetiminin sağlıklı yapılabilmesi için; şikayet edilecek işyerinin resmi unvanının, vergi levhasında yazan açık adres bilgisinin ve orada sigortasız çalıştırılan veya çıkışı yapılmayan kişilerin isim bilgilerinin telefondaki uzmana eksiksiz olarak aktarılması gerekmektedir. Ayrıca vatandaşlar, idari çözüm yollarını tüketmek amacıyla Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi üzerinden detaylı dilekçeler yazabilir veya doğrudan bulundukları ildeki Sosyal Güvenlik Kurumu müdürlüklerine fiziki başvuru yapabilirler. Yapılan bu resmi şikayetler üzerine kuruma bağlı denetmenler işyerine ani baskınlar düzenleyerek durum tespit tutanakları tutmakta ve bu fiili tespit tutanakları hukuki sürecimizde müvekkil lehine en güçlü delil niteliği taşımaktadır.

İşverene Noter Aracılığıyla İhtarname Gönderilmesi

İdari kurumlara yapılan şikayetlerin yanı sıra, hukuki sürecin usulüne uygun şekilde başlatılabilmesi ve işverenin yasal olarak temerrüde düşürülebilmesi için noter aracılığıyla resmi bir ihtarname keşide edilmesi şarttır. İşveren, sigorta çıkışını yapmamakta direndiğinde, işçi sözleşmesinin fiilen sona erdiğini veya sözleşmeyi haklı nedenle feshettiğini yazılı ve ispatlanabilir bir formatta işverene tebliğ etmelidir. İhtarname, taraflar arasındaki uyuşmazlığın çerçevesini çizen ve dava öncesi iyi niyetli çözüm arayışını belgeleyen en kritik dokümandır ve profesyonel bir avukat tarafından hazırlanması büyük önem taşır.

Hukuki standartlara uygun olarak hazırlanan bir işçi ihtarnamesi genellikle noter huzurunda üç nüsha halinde düzenlenmektedir. Bu evrakların bir sureti muhatap işverene Posta ve Telgraf Teşkilatı aracılığıyla ve Acele Posta Servisi sistemiyle hızlı bir şekilde tebliğ edilmekte, bir sureti noterin kendi resmi arşivinde güvenle saklanmakta, tebliğ şerhini barındıran üçüncü ve son sureti ise işlemi başlatan ihtar edene veya biz yasal vekillerine iade edilmektedir. Bu üçlü çapraz kontrol sistemi, belgenin içeriğinin değiştirilmesini engellediği gibi işverenin ihtardan haberdar olmadığı yönündeki olası itirazlarını peşinen çürütmektedir.

İhtarnamenin içeriği, hukuki bir dil ve kesin talepler içermelidir. Başlangıçta işçinin o işyerinde çalıştığı kesin tarihler, yaptığı görev ve sözleşmenin hangi haklı nedenlere dayanılarak feshedildiği net bir şekilde açıklanmalıdır. Kurum tarafından sigorta çıkış bildiriminin kasten yapılmadığı vurgulanmalı, hatta bazı durumlarda işverenin sözleşme devam ediyormuş gibi göstermek maksadıyla işçinin banka hesabına maaş adı altında para göndermeye devam etmesi gibi hukuka aykırı eylemlere derhal son verilmesi ihtar edilmelidir. Ayrıca, işçinin içeride kalan fazla mesai ücretleri, ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinin ödenmesi için işverene ihtarnamenin tebliğinden itibaren genellikle üç gün gibi makul bir süre verilmeli, ödemenin yapılacağı banka ve uluslararası banka hesap numarası metne mutlaka eklenmelidir. Aksi takdirde, işçi büromuz aracılığıyla arabuluculuk bürosuna başvurarak iş mahkemelerinde dava ve şikayet yoluna gideceğini açıkça beyan etmelidir.

Hatalı İşten Çıkış Kodunun Sosyal Güvenlik Kurumunda Düzeltilmesi

Sigorta çıkış işlemi gecikmeli olarak yapılsa dahi, işverenlerin işçiyi cezalandırmak amacıyla başvurdukları bir diğer yöntem, sisteme girilen işten çıkış nedenini gösteren kodun gerçeğe aykırı seçilmesidir. İşveren, kıdem tazminatı ödemekten kaçınmak ve işçinin işsizlik fonundan faydalanmasını engellemek için, işçi kendi rızası dışında çıkarılmış olmasına rağmen sisteme istifa kodunu veya ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırı davranış kodunu girebilmektedir. Bu haksız kodlama, işçinin hem mesleki itibarını karalamakta hem de yasal haklarına ulaşmasını sağlayan kapıları kapatmaktadır.

Geçmiş dönemlerde bu hatalı kodların düzeltilebilmesi için işçilerin yıllarca süren ve büyük maliyetler gerektiren tespit davaları açması zorunluydu. Ancak yasal mevzuatta yapılan güncellemeler ve Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yayınlanan iki bin yirmi beşe sekiz sayılı yeni genelge sayesinde bu süreç işçi lehine büyük ölçüde kolaylaştırılmıştır. Güncel idari yaklaşıma göre işçi, vekil tayin ettiği avukatın edindiği arabuluculuk anlaşma belgesi veya kesinleşmiş bir mahkeme kararı ile doğrudan Sosyal Güvenlik Kurumu müdürlüklerine başvurarak çıkış kodunun idari yoldan düzeltilmesini bizzat talep edebilmektedir.

Kurum uzmanları, sunulan fesih bildirimlerini, ıslak imzalı ibranameleri, mahkeme kararlarını ve arabuluculuk evraklarını detaylıca inceleyerek sistemdeki çıkış kodunu gerçeğe uygun şekilde güncellemektedir. Şayet işçinin tek temel sorunu yalnızca işsizlik maaşı alamamak ise ve elinde istifa etmediğine dair somut belgeler, işverenle karşılıklı imzalanmış ikale sözleşmesi veya işverenin ahlak kurallarına aykırı davrandığına dair tutanaklar varsa, sigorta çıkış kodunun değiştirilmesi için doğrudan kuruma başvurmasına dahi gerek kalmadan, bu evraklarla İŞKUR birimlerine müracaat ederek işsizlik maaşını bağlatma imkanına da sahiptir. Hukuki açıdan en makul ve pratik yol, hukuk ofisimizle birlikte elde bulunan güçlü belgelerle öncelikle idari kurumlara başvuru yapmak, bu girişimden olumlu bir sonuç alınamaması halinde vakit kaybetmeden dava yoluna gitmektir.

İş Mahkemelerinde Hizmet Tespiti Davası Süreci

İdari kanallara yapılan şikayetler ve noter aracılığıyla gönderilen ihtarnamelere rağmen işveren hukuka aykırı tutumunu sürdürüyor ve sigorta çıkış işlemi sorunu çözülmüyorsa, ihtilafın nihai çözüm adresi İş Mahkemeleridir. İşçinin sigortasız çalıştırıldığı kayıp dönemleri veya işe giriş çıkış yapılarak kesintiye uğratılan süreleri resmiyet kazandırmak amacıyla ofisimiz tarafından açılan dava türü hizmet tespiti davasıdır. Bu dava türü, salt işçi ve işveren arasındaki özel hukuku değil, aynı zamanda devletin prim gelirlerini doğrudan ilgilendirdiği için kamu düzenine ilişkindir. Mahkemeler bu davalarda tarafların sunduğu delillerle bağlı kalmayarak re’sen geniş çaplı araştırmalar yürütme yetkisine ve sorumluluğuna sahiptir.

Bir hizmet tespiti davasının yasal olarak dinlenebilmesi ve esastan incelenebilmesi için birtakım kurucu şartların bir arada bulunması zaruridir. Her şeyden önce davacı işçi ile davalı işveren arasında yazılı ya da sözlü olarak kurulmuş geçerli bir hizmet ilişkisinin varlığı kanıtlanmalıdır. İşçi, söz konusu işyerinde ve iddia ettiği tarihler arasında fiilen mesai harcayarak çalışmış olmalıdır; zira sadece kağıt üzerinde gösterilen ve eylemli çalışmaya dayanmayan sahte sigortalılık işlemleri bu davanın konusunu kesinlikle oluşturamaz. Üçüncü şart olarak, işverenin işçinin bu fiili çalışmasını Sosyal Güvenlik Kurumuna hiç bildirmemiş olması veya ay içindeki prim gün sayısını gerçeğe aykırı şekilde eksik bildirmiş olması aranmaktadır. Yasa koyucu bu dava hakkını sadece işçiye değil, sigortasız çalışan işçinin beklenmedik bir şekilde vefat etmesi halinde onun yasal mirasçılarına da tanımıştır. Özellikle ölümlü iş kazalarında, yakınların iş kazası tazminatı alabilmesi için öncelikle hukuki danışmanlık alınarak bu hizmet tespiti davasını açmak ve murisin o işyerinin çalışanı olduğunu kanıtlamak hukuki bir zorunluluktur.

Hizmet tespiti davalarında hak düşürücü süreler büyük önem taşır. Genel hukuk kuralları çerçevesinde işçi, geçmişe yönelik haklarını aramak ve sigortasız günlerini tescil ettirmek için açacağı bu davayı, işyerinden fiilen ayrıldığı yılı takip eden takvim yılının başından itibaren en geç beş yıl içinde açmak zorundadır. Beş yıllık sürenin geçirilmesi davanın usulden reddedilmesine yol açar. Ancak Yargıtay’ın kökleşmiş içtihatları doğrultusunda bu sürenin işlemediği çok önemli istisnai durumlar mevcuttur. Eğer işveren işçiye ait işe giriş bildirgesini kuruma teslim etmiş ancak aylık primleri tahakkuk ettirmemişse, işçinin o işyerindeki çalışması kurum denetmenleri veya iş müfettişleri tarafından resmi tutanakla imza altına alınmışsa yahut kamu ihale mevzuatına tabi işlerde asgari işçilik incelemesi yapılmışsa, o tarihler için beş yıllık hak düşürücü süre uygulanmaz ve işçi profesyonel destek ile davasını süre sınırına takılmaksızın her zaman açabilir.

Hizmet Tespiti Davalarında İspat Yükü ve Deliller

Kamu düzenini yakından ilgilendiren hizmet tespiti davalarında mahkemeler, iddiaların ispatı hususunda son derece titiz ve katı standartlar uygulamaktadır. İşçinin kendi iddialarını şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte kanıtlaması beklenir. Bu davalarda hakimlerin en çok itibar ettiği ve dosyanın kaderini belirleyen temel delil, bordro tanıklarının mahkeme huzurunda vereceği yeminli beyanlardır. Bordro tanığı, davacı işçinin iddia ettiği tarihlerde aynı işyerinde resmi olarak kayıtlı ve sigortalı gözüken mesai arkadaşlarıdır. Bu kişilerin işçinin orada sürekli ve kesintisiz çalıştığına dair şahitliği ispat açısından altın değerindedir.

Ne var ki uygulamada, hala aynı işverenin yanında çalışmaya devam eden işçilerin patronlarına karşı mahkemede tanıklık yapmaktan çekindikleri sıkça görülmektedir. Böyle durumlarda işçi, çevredeki komşu esnafları veya o bölgede faaliyet gösteren diğer komşu işyeri çalışanlarını tanık olarak mahkemeye dinletebilir. Ancak tanık beyanları tek başına mutlak delil sayılmadığından, ifadelerin mutlaka yazılı ve görsel belgelerle desteklenmesi şarttır. İşverenin işçinin şahsi banka hesabına yaptığı düzenli maaş ödeme dekontları, işyeri turnikelerindeki giriş çıkış veya parmak izi kayıtları, imzalı nöbet çizelgeleri son derece kuvvetli delillerdir. Bunun yanı sıra teknolojik gelişmelerin ışığında, işveren ve yöneticilerle kurulan e-posta yazışmaları, WhatsApp görev talimatı mesajları, işyerinde mesai esnasında çekilmiş fotoğraflar, şirket içi etkinliklerdeki sosyal medya paylaşımları ve güvenlik kamerası görüntüleri de fiili çalışmayı somutlaştıran destekleyici unsurlar olarak mahkeme dosyasına titizlikle kazandırılmalıdır. Ayrıca karakol tutanakları, belediye denetim raporları veya vergi dairesi yoklama fişleri gibi kamu kurumu kayıtlarında işçinin imzasının bulunması da çalışmanın varlığını kesin olarak ispatlamaktadır.

İşten Çıktım Ama Sigorta Çıkışım Yapılmamış Sonuç

Çalışma hukuku pratiğinde işçi ve işveren ilişkisi sadece karşılıklı güvene değil, aynı zamanda sıkı sıkıya bağlı idari ve yasal bildirim kurallarına dayanmaktadır. İşverenin kanunlardan doğan yükümlülüklerini hiçe sayarak çalışanının işten ayrılış bildirgesini yasal on günlük süre içerisinde devletin ilgili birimlerine iletmemesi, işçinin ekonomik ve sosyal hayatında derin yaralar açan hukuka aykırı bir fiildir. Günümüzde İşten Çıktım Ama Sigorta Çıkışım Yapılmamış şeklindeki hukuki arayışlar, beraberinde işsizlik fonundan yararlanamama, sağlık güvencesini kaybetme ve devasa prim borçları altında ezilme gibi zincirleme felaketleri getirmektedir. Sorunun çözümü için idari şikayetlerin vakit kaybetmeksizin yapılması, noter kanalıyla ihtarnamelerin hukuki bir titizlikle hazırlanarak tebliğ edilmesi ve en nihayetinde arabuluculuk süreçleri tüketildikten sonra iş mahkemelerinde hizmet tespiti ve alacak davalarının açılması gerekmektedir. İş ve sosyal güvenlik hukukunun barındırdığı katı usul kuralları, hak düşürücü süreler ve karmaşık ispat standartları göz önüne alındığında, bireysel çabalarla yürütülen hukuki süreçlerin hatalı sonuçlanma ihtimali oldukça yüksektir. Dilekçelerin hazırlanması, delillerin stratejik olarak toplanması ve mahkeme huzurundaki çapraz sorguların profesyonelce yönetilebilmesi için alanında uzman bir Avukat İstanbul desteği almak, işçinin elindeki en büyük güvencedir. Hak kayıplarının önüne geçmek ve yılların emeği olan kıdem tazminatı ile diğer yasal alacakları güvence altına almak adına, sürecin en başından itibaren deneyimli bir Avukat İstanbul rehberliğinde ilerlemek adaletin tecellisi için hayati bir önem taşımaktadır. Yasal haklarınızı eksiksiz güvence altına almak için Vizyon Hukuk ve Danışmanlık Ofisi olarak alanında uzman kadromuzla potansiyel müvekkillerimizin yanındayız. Bizimle iletişime geçmek için adresimiz: Trump Towers, Mecidiyeköy Mahallesi, Mecidiyeköy Yolu Cd. No:12, 34360 Şişli/İstanbul. Hak kaybına uğramamak için Avukat İstanbul desteğiyle sürecinizi güvenle yönetin. İş hukuku kapsamında sıkça karşılaşılan hak ihlallerinden biri olan durduk yere işten çıkarılma süreçleri ile tam tersi bir senaryo olan istifa dilekçesi vermeden işten ayrılan işçi durumlarının hukuki sonuçlarını detaylıca incelemek için ilgili makalelerimize göz atabilirsiniz.

İşten Çıktım Ama Sigorta Çıkışım Yapılmamış Sık Sorulan Sorular

İşten Ayrılmama Rağmen Sigorta Çıkışım Yapılmazsa Ne Olur?

İşten fiilen ayrılmış olmanıza rağmen resmi kurumlarda sigorta çıkışınız yapılmamışsa devletin sistemlerinde hala ücret alan aktif bir çalışan olarak görünmeye devam edersiniz. Bu durum, işsiz kalsanız dahi devletten işsizlik maaşı talep etmenizi engeller çünkü işsizlik başvuru sistemleri açık bir sigorta çıkış kaydı arar. Aynı zamanda genel sağlık sigortası sisteminde prim borçlusu statüsüne düşebilir ve yeni bir iş bulduğunuzda o işverenin size giriş yapmasını teknik olarak zora sokabilirsiniz. Hukuken işveren aleyhine ciddi tazminat haklarınız doğar.

Sigorta Çıkışım Yapılmadığı İçin İşsizlik Maaşı Alamıyorum Ne Yapmalıyım?

İşsizlik maaşı alamamanızın temel sebebi işten ayrılış bildirgenizin bulunmamasıdır. Bu durumu çözmek için öncelikle noter kanalıyla işvereninize resmi bir ihtarname çekerek çıkış işlemlerinizin derhal yapılmasını talep etmelisiniz. Eş zamanlı olarak çalışma hayatı iletişim merkezi olan on yedi sıfır numaralı hattı arayarak durumu ihbar etmeli ve kurumu harekete geçirmelisiniz. Elinizde istifa etmediğinize dair ikale sözleşmesi veya fesih bildirimi gibi belgeler varsa, bunları alarak doğrudan işkur birimlerine gidip durumun düzeltilmesini de isteyebilirsiniz.

İşten Çıkış Bildirgesi Yasal Olarak Kaç Gün İçinde Verilmelidir?

Yürürlükteki sosyal güvenlik mevzuatı kurallarına göre, hizmet akdi herhangi bir nedenle sona eren sigortalı bir işçi için işverenin işten ayrılış bildirgesini, sözleşmenin feshedildiği tarihi izleyen ilk günden itibaren tam on gün içerisinde e-sigorta sistemi üzerinden yetkili kuruma bildirmesi yasal bir mecburiyettir. Bu on günlük sürenin ihmal edilmesi veya kasten aşılması durumunda idari makamlarca işverene her bir sigortalı için asgari ücretin katları oranında yüksek para cezaları kesilmektedir.

İşveren Beni Habersiz Olarak Girdi Çıktı Yapmış İse Kıdemim Sıfırlanır Mı?

Hayır kesinlikle sıfırlanmaz. İşverenlerin kıdem tazminatı yükünden kurtulmak amacıyla işçinin haberi ve rızası olmadan yaptığı bu tür sahte sigorta giriş çıkış manevraları mahkemeler nezdinde hukuken tamamen geçersiz sayılmaktadır. Yargıtay kararlarına göre asli olan şey, işçinin o işyerindeki eylemli ve fiili çalışma süresidir. Siz mahkemede tanıklar veya belgelerle aralıksız çalıştığınızı ispatladığınız an, tüm kağıt üzerindeki çıkış işlemleri iptal edilir ve kıdeminiz işe ilk başladığınız tarihten bugüne kadar kesintisiz ve bütün olarak hesaplanır.

Alo Yüz Yetmiş Üzerinden Yapılan Şikayetler Ne Kadar Sürede Sonuçlanır?

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesinde yedi gün yirmi dört saat hizmet veren iletişim merkezine yaptığınız ihbar ve şikayetler alanında uzman temsilciler tarafından anında kayıt altına alınır. Uzmanlar basit nitelikteki talepleri telefonda doğrudan çözmeye çalışırken, müfettiş incelemesi ve resmi kurumlar arası yazışma gerektiren daha karmaşık durumlarda yasal sürecin en geç yetmiş iki saat içerisinde sonuçlandırılması ve vatandaşa geri dönüş yapılması hedeflenmektedir. Bu çağrılar ilerideki davalarınız için resmi bir kanıt niteliği de taşır.

Hizmet Tespiti Davası Açmak İçin Herhangi Bir Süre Sınırı Var Mıdır?

Evet, yasal haklarınızı arayabileceğiniz süreler sınırsız değildir. İşyerinde sigortasız çalıştırıldığınızı veya primlerinizin eksik yatırıldığını ispatlamak için açacağınız hizmet tespiti davasında genel kural olarak beş yıllık bir hak düşürücü süre bulunmaktadır. Bu beş yıllık geri sayım, işyerinden fiilen ayrıldığınız yılın aralık ayının son gününden itibaren başlar. Ancak kurum müfettişlerince daha önceden tutulmuş bir tutanak varsa veya işe giriş belgeniz verilip primleriniz ödenmemişse bu beş yıllık sınır uygulanmaz ve davanızı dilediğiniz zaman açabilirsiniz.

Çıkış Kodum Hatalı Girilmiş İse Doğrudan Kuruma Başvurabilir Miyim?

Evet başvurabilirsiniz. İki bin yirmi beş yılında yayınlanan yeni genelgeler sayesinde artık sadece hatalı kodun düzeltilmesi için yıllarca sürecek tespit davaları açmak zorunda değilsiniz. Elinizde arabuluculuk sürecinde varılan kesinleşmiş bir anlaşma tutanağı veya iş mahkemelerinden alınmış lehinize bir karar varsa, bu belgelerle birlikte bizzat sosyal güvenlik kurumu müdürlüklerine başvurarak hatalı girilmiş olan işten çıkış kodunuzun idari işlemlerle gerçeğe uygun haliyle düzeltilmesini talep etme hakkına sahipsiniz.

Bu Yazıyı Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer Yazılar

💬 WhatsApp
Vizyon Hukuk

👋 Merhaba! Size nasıl yardımcı olabiliriz?

WhatsApp üzerinden yazın