Evlilik birliğinin temelinden sarsılması ve boşanma aşamasına gelinmesi, eşler arasında sadece duygusal bir kopuşu değil, aynı zamanda ciddi hukuki ve mali uyuşmazlıkları da beraberinde getirmektedir. Bu uyuşmazlıkların en karmaşık ve anlaşmazlığa en açık noktalarından biri şüphesiz ki düğün töreni sırasında takılan altınlar ve diğer değerli eşyalardır. Toplumumuzda düğünlerde takılan altınların akıbeti sıklıkla tartışma konusu olmaktadır. Türk Medeni Kanunu düzenlemeleri ve yerleşik mahkeme içtihatları doğrultusunda, kural olarak evlilik sırasında kadına takılan her türlü ziynet eşyası, kim tarafından takılmış olursa olsun kadının kişisel malı sayılmaktadır. Ancak hakikatte bu altınların kimin elinde kaldığının ispat edilmesi, hukuki sürecin en kritik aşamasıdır. Davalarda en sık karşılaşılan senaryo, tarafların evleri ayırması anında altınların durumudur. Tam bu noktada mahkemelerin yaklaşımını anlamak için güncel ve yerleşik Evi Terk Eden Kadın Ziynet Eşyası Yargıtay emsallerini titizlikle incelemek şarttır. Hak arayışında olan vatandaşlarımızın, usuli hatalar yaparak mağdur olmamaları adına süreci mutlaka alanında uzman profesyonellerle yönetmeleri hayati önem taşır.
Boşanmada Ziynet Eşyalarının İspatı
Hukuk sistemimizde, boşanma davalarıyla birlikte veya ayrı bir dava olarak açılabilen eşya iadesi taleplerinde ispat külfeti davanın seyrini bütünüyle belirler. İspat yükü, kural olarak iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Altınlar ve takılar yapıları gereği küçük hacimli, rahatlıkla saklanabilen ve kolayca taşınabilen değerli materyallerdir. Bu fiziksel özelliklerinden dolayı yüksek mahkeme, olağan hayat koşulları içerisinde ortak konuttan ayrılan bir kişinin bu değerli eşyaları da yanında götürdüğünü doğal bir karine olarak kabul etmektedir. Dolayısıyla davasını açan taraf, bu yasal karinenin aksini ispat etmekle mükelleftir. Yani altınlarını alamadığını, geride bırakmak zorunda kaldığını iddia eden taraf, bu iddiasını somut, yasal ve kesin delillerle desteklemelidir. Salt iddialar, ne yazık ki mahkemeler nezdinde hüküm kurmaya elverişli bulunmamaktadır. Bu konudaki detaylı hukuki standartlar, sayısız uyuşmazlığa yön veren Evi Terk Eden Kadın Ziynet Eşyası Yargıtay içtihatlarında son derece berrak bir şekilde ortaya konulmuştur. Haklı davasında haksız duruma düşmek istemeyen potansiyel müvekkillerimizin, dava dilekçeleri hazırlanırken bu katı ispat kurallarını göz önünde bulundurması tartışmasız bir gerekliliktir.
Evi Terk Eden Kadın Ziynet Eşyası Yargıtay Yaklaşımı
Kadının evden ayrılış biçimi, uyuşmazlığın çözümünde en kilit rolü üstlenmektedir. Herhangi bir fiziksel şiddete maruz kalmayan, üzerinde bir baskı veya tehdit oluşturulmayan bir bireyin kendi iradesiyle evden ayrılması olağan bir durum olarak nitelendirilir. Bu bağlamda, olağan koşullar altında gerçekleşen bir evden ayrılma durumunda, takıların evde kaldığının veya eş tarafından zorla alındığının ispatlanması oldukça güçtür. Şiddet, darp, cebir veya hile gibi unsurların
bulunmadığı olaylarda mahkemeler karineyi katı bir biçimde uygulamaktadır. Konunun daha net anlaşılabilmesi adına aşağıda yer alan ve konuya ışık tutan yüksek mahkeme kararı incelenmelidir. Davacı kadın olağan koşullarda ortak konuttan ayrılmışsa başka bir delil de bulunmuyorsa ziynet alacağına ilişkin dava reddedilmelidir.
…..Davacı ortak evden olağan koşullar içinde ayrılmıştır. Dava konusu ziynetler devamlı şekilde kadın üzerinde bulunması mutat olanlardandır. Kaldı ki davacı ziynetlerin Siirt’teki eşyaların davacı tarafından götürüldüğü tanıklarca açıklanmıştır. Belirtilen olgular ziynetlerin davalıda kalmadığını göstermektedir. Bu yönün gözetilmemesi ziynetlerin hüküm altına alınması doğru bulunmamıştır.(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 16.4.2001, 4648-5963.)
Aktarılan emsal kararda görüldüğü üzere, kendi hür iradesiyle evi terk eden ve ayrılışında herhangi bir anormallik bulunmayan tarafın açtığı davanın reddedilmesi hukuka uygun bulunmuştur. Kararda da açıkça belirtildiği üzere, takıların eşyalarla birlikte götürüldüğünün tanıklarca ifade edilmesi, iddianın inandırıcılığını ortadan kaldırmıştır. Yargılama aşamasında eksik inceleme veya yanlış delil sunumu, hak kaybının en büyük nedenidir. Gerçekten mağdur olan ve takılarını alamayan tarafın, bu durumu polis tutanağı, darp raporu veya savcılık şikayeti gibi çok daha somut belgelerle mahkemeye sunması gerekmektedir. Potansiyel müvekkillerin dava açmadan evvel, ayrılış anına dair tüm detayları avukatlarıyla eksiksiz paylaşması stratejik bir zorunluluktur.
Ziynet Davasında Tanık Dinlenir Mi?
Dava dosyalarında delil listesi oluşturulurken tanık seçimi hayati bir öneme haizdir. Taraflar genellikle kendi iddialarını desteklemek maksadıyla anne, baba, kardeş gibi birinci derece yakınlarını tanık olarak bildirme eğilimindedir. Ancak mahkemeler ve yüksek yargı makamları, yakın akraba beyanlarına tek başına itibar etme konusunda son derece temkinli yaklaşmaktadır. Zira kan bağı olan kişilerin beyanlarında duygusal davranma ve taraf tutma ihtimali yüksek görülmektedir. Buna karşın, taraflarla hiçbir menfaat veya akrabalık bağı bulunmayan, olaya tesadüfen şahit olmuş komşu, taksici veya nakliyeci gibi kişilerin yeminli beyanları davanın kaderini doğrudan tayin etmektedir. Bu hassas konudaki yaklaşımı anlamak için aşağıdaki yüksek yargı metni son derece eğitici bir örnektir
“mahkemece, davacının dava konusu ziynet eşyalarını evi terk ederken götüremediği, daha önce götürme fırsatı elde edemediğini davacı tanıklarının beyanları esas alınmak suretiyle kabul edilerek, ziynet eşyalarına yönelik talebin yazılı şekilde kısmen kabulüne karar verilmiştir. Davacının iddiasını ispat için dinlettiği ve mahkemece itibar edilen tanıklar anne, baba, hala gibi davacının yakın akrabalarıdır. Bunun yanında, taraflarla yakın akrabalık bağı olmayan, tarafsız davalı tanıklarından Zübeyde Ayğar ve Nuri Kaya yeminli beyanlarında, davacının evi terk ettiği sırada evden iki çanta ile evden çıktığını, daha sonra tekrar eve çıkarak bir çanta ve kol çantası ile birlikte yanında babası da olmak üzere evden çıktığını gördüklerini beyan etmişlerdir. Tanık Nuri Kaya taraflar arasındaki boşanma davasındaki beyanlarında da benzer anlatımda bulunmuştur. Ayrıca, dosya içerisindeki fotoğraflardan, dava konusu ziynet eşyalarının evlilik sırasında davacının üzerinde ve zilyetliğinde olduğu da açıktır. Davacının müşterek evden ayrılırken kendisine müdahale edilmediği, evden ayrılırken iki çanta ile birlikte çıktığı, daha sonra tekrar eve çıkarak bir çanta ve kol çantası ile birlikte evden ayrıldığı dosya içerisindeki tarafsız davalı tanıklarının beyanlarından anlaşılmaktadır. Buna göre, davacı taraf, rahatlıkla saklanabilen, taşınabilen, götürülebilen türden olan dava konusu ziynet eşyalarının müşterek evden ayrılırken götürülmesine engel olduğunu ispatlayamamıştır. O halde mahkemece; davacı vekilinin delil listesinde açıkça yemin deliline de başvurmadığı göz önünde bulundurularak, ziynet eşyalarına yönelik davanın ispat edilememesi nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve yakın akraba olan davacı tanık beyanlarına itibar edilmek suretiyle, yazılı şekilde kısmen kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir. (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 21.10.2015, E. 2014/20301, K. 2015/16277)
Bu emsal karar göstermektedir ki, tarafsız kişilerin olay anındaki gözlemleri, birinci derece akrabaların beyanlarını çürütmeye yeterlidir. Olayda çantalarla evden çıkılması ve buna müdahale edilmemesi, ispat yükünü tamamen davacı aleyhine çevirmiştir. Söz konusu Evi Terk Eden Kadın Ziynet Eşyası Yargıtay emsali çerçevesinde, dava dilekçesinin soyut iddialarla değil, desteklenebilir argümanlarla örülmesi gerektiği netleşmektedir. Müvekkillerimizden beklediğimiz en önemli husus, olayları gizlemeden, tüm gerçekliğiyle tarafımıza aktarmalarıdır ki böylece karşı tarafın sunabileceği tarafsız tanık ifadelerine karşı sağlam bir yasal savunma hattı kurulabilsin.
Evi Terk Eden Kadın Ziynet Eşyası Yargıtay Kararları
Hukuk yargılamasının temel ilkelerinden biri de sunulan iddiaların akla, mantığa ve hayatın olağan akışına uygun olmasıdır. Mahkemeler, dilekçelerde sunulan senaryoların gerçek hayatta karşılık bulup bulmadığını büyük bir özenle tahlil eder. Evden tamamen ayrılma kastıyla çıkan birinin değerli takılarının bir kısmını özenle yanına alıp, diğer bir kısmını evde bırakması iddiaları, ortada kanıtlanmış bir şiddet veya engelleme vakası yoksa oldukça mantıksız bulunmaktadır. Şiddet ve aceleyle kaçış senaryolarında eşyaların hiç alınamaması anlaşılabilir bir durumken, takıların adeta seçilerek bölünmesi iddiaları mahkemelerde kabul görmemektedir. Bu çelişkili duruma dikkat çeken karar şöyledir
…..Davacı kadının evden ayrılırken bir kısım ziynet eşyalarını yanında götürdüğü tartışmasızdır. Davacı şiddet kullanılarak evden ayrıldığı konusunda bir iddiada bulunmamıştır. Bu koşullar altında evi terk ederken ziynetlerin bir kısmını alıp bir kısmını evde bırakması hayatın olağan akışına uygun düşmez. Davacı kadının ziynetlere ilişkin davasının reddi gerekirken kabulü ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. (Y2HD, 21.05.2007, 19791-8428.)
Yukarıda açıkça vurgulandığı üzere, çelişkili ifadeler davanın bütününe zarar vermektedir. Doğru yapılandırılmamış bir dava stratejisi, haklı olunan kısımların bile reddedilmesine yol açabilir. Başvurucuların taleplerini somutlaştırırken kendi içlerinde tutarlı olmaları elzemdir. Hak kaybı yaşamamak adına, alanında yetkin bir hukuk danışmanından destek almak süreci güvence altına alacaktır.
Ziynet Davasında Yemin
Hukuk uyuşmazlıklarında ispat yükü taşıyan taraf, tüm resmi belgelerini, tanıklarını ve diğer yasal argümanlarını mahkemeye sunmasına rağmen iddiasını tam olarak kanıtlayamamış olabilir. İşte tam bu tür tıkanma noktalarında usul hukukumuzun en önemli müesseselerinden biri olan yemin delili devreye girmektedir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca, eğer davacı taraf dava dilekçesinin deliller bölümünde yemin ibaresine açıkça yer vermişse, mahkeme iddiaların
kanıtlanamadığı gerekçesiyle davayı doğrudan reddedemez. Hâkim, davanın reddinden önce yemin teklif etme hakkı olduğunu davacıya mutlaka hatırlatmakla mükelleftir. Bu usuli adımların atlanması doğrudan doğruya bir bozma nedenidir. İlgili husus aşağıdaki emsal kararda çarpıcı şekilde vurgulanmıştır.
….Toplanan delillerden davacı kadının bir bavul içinde ziynet eşyaları ile birlikte kendi babası evine geldiği, bilahare bavulu ile koca evine gittiği ve tekrar baba evine döndüğü ve koca evine tekrar gidildiğinde de ziynetlerin bavulun içinde olmadığını söylediği anlaşılmakla olup dinlenen tanık beyanı ziynetlerin davalılarda kaldığını kabule elverişli değildir. Ancak davacı delil listesinde yemine de dayanmıştır. Bu sebeple ziynetler yönünden davacıya yemin teklifinde bulunup bulunmadığı hatırlatılarak sonucuna göre karar verilmek gerekir. Bu yön gözetilmeden hüküm tesisi usul ve kanuna aykırıdır.(Yargıtay 2 Hukuk Dairesi, 19.10.2000, 10479-12535.)
Yüksek mahkeme bu kararıyla, usul kurallarının esasa ne denli etki ettiğini gözler önüne sermiştir. Sadece bir yemin hakkının hatırlatılmaması dahi koca bir yargılamanın baştan ele alınmasına sebebiyet verebilir. Davaları yürütürken Evi Terk Eden Kadın Ziynet Eşyası Yargıtay standartlarının yanı sıra, usul hukukunun bu ince detaylarına da hakim olmak şarttır. Profesyonel bir temsil olmaksızın yemin gibi kritik usuli hakların gözden kaçırılması kuvvetle muhtemeldir.
Ziyaret Amacıyla Evi Terk Eden Kadın Ziynet Eşyası Yargıtay Kararı
Eşlerin her evden ayrılışı kalıcı bir kopuş veya kavga neticesinde gerçekleşmeyebilir. Kimi zaman taraflardan biri bayram tatili, yaz tatili veya olağan bir aile ziyareti gerekçesiyle eşyalarını toplayıp memleketine ya da ailesinin yanına gidebilmektedir. Ancak bu masumane ziyaretler sırasında veya sonrasında gelişen olaylar neticesinde dönüş gerçekleşmeyebilir. Hukuki açıdan önem taşıyan kısım, bu olağan ziyaret maksatlı ayrılışlarda da takıların taşınabilir olma özelliğinden dolayı giden kişinin üzerinde veya çantasında bulunduğunun varsayılmasıdır. Zorla el konulma veya engellenme gibi bir iddia ispatlanmadığı sürece sonuç değişmeyecektir. Bu hususu netleştiren emsal içtihat şöyledir.
…..Boşanma dosyası içindeki delillerden, davacının bayram ziyareti için baba evine geldiği ve bir daha dönmediği anlaşılmaktadır. Davacı, dava konusu altınların müşterek hanede kaldığını, zorla elinden alındığını, götürmesine engel olunduğunu ispatlayamamıştır. Davacı, yemin deliline de dayanmadığına göre isteğin reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 05.12.2006, 8873-16956.)
Söz konusu yargı metninden de açıkça anlaşılacağı üzere, ziyaret maksatlı gidişlerde iddiaların soyut düzeyde kalması davanın aleyhe sonuçlanmasına neden olmaktadır. Bu noktada dikkate alınan Evi Terk Eden Kadın Ziynet Eşyası Yargıtay prensipleri, şiddet ve zorlama olgusunun hukuken kanıtlanabilir metotlarla dosyaya sunulmasını mecburi kılmaktadır.
Ziynet Davasında Kısmen Kabul Kısmen Red
Davaların tamamında ispat yükü her zaman tek bir tarafın omuzlarında kalmaz. Yargılama esnasında sunulan cevap dilekçeleri veya duruşma sırasındaki sözlü beyanlarda yer alan itiraflar davanın seyrini değiştirebilmektedir. Özellikle davalı konumundaki tarafın altınların bozdurulduğunu, düğün borçlarına harcandığını veya ev alındığını kendi ağzıyla beyan etmesi hukuken ikrar sayılır. Bozdurulan bu altınların kadına iade edilmemek üzere hibe edildiği erkek tarafınca kanıtlanmadıkça, bu bedellerin kadına iadesi zorunludur. Dolayısıyla davanın reddedilmesi beklenen durumlarda dahi kısmi kabul kararları çıkabilmektedir. Örnek olayda bu ince çizgi çok iyi çizilmiştir.
davacı; şahsi, çeyiz ve ziynet eşyalarının tamamının davalı tarafın uhdesinde kaldığını iddia etmiş, davalı ise; 150 adet küçük altın ile bir adet altın zincirin müşterek karar ile bozdurulduğunu belirterek, davacının kalan tüm ziynetlerini alarak evden ayrıldığını savunmuştur, mahkemece; davacı tanıklarının beyanları esas alınarak, davalının kabulünde olan 150 adet küçük altın ile bir adet altın zincir ile birlikte bilirkişi raporu ile tespit edilen ziynetler yönünden davanın kabulüne, teslim edilen çeyiz eşyaları yönünden karar verilmesine yer olmadığı ile fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş ise de; dosya kapsamında bilgisine başvurulan davalı tanığı olan davalının arkadaşı Ali; “Davacıyı baba evine kendi aracıyla götürdüğünü, davlının da yanlarında olduğunu, giderken davacının yanında bir çantasının olduğunu, kolunda bileziklerinin bulunduğunu, ancak bileziklerin sayısını ve niteliğini bilmediğini, davacının halsiz göründüğünü, davalının eşinin iki üç gün orada kalacağını söylediğini, ayrıldıklarına dair bir şey hissetmediğini” beyan etmiştir. Diğer taraftan davacının kavgalı şekilde evi terk ettiği iddia edilmediği gibi elinde çantasıyla birlikte gezmeye gidercesine babaevine gittiği sabittir. Bu durumda, davalı tarafın kabulünde olan 150 adet çeyrek altın ile 1 altın zincir dışında kalan ziynet eşyaları yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken, davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir. Hal böyle olunca mahkemece; yukarıda ifade edilen yasa hükümleri ve açıklamalar dikkate alınmak suretiyle, ziynet eşyaları yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. (Y3HD, 31.10.2018, 2017/164 E. 2018/10832 K.)
İlgili kararda, bozdurulduğu ikrar edilen kısımlar haricindeki taleplerin reddedilmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır. Zira kadın, olay anında sakin bir biçimde eşinin arkadaşının aracıyla evden ayrılmış ve üzerinde takıları bulunduğu tanık ifadeleriyle doğrulanmıştır. İncelenen her bir Evi Terk Eden Kadın Ziynet Eşyası Yargıtay emsali bizlere göstermektedir ki, davalının ikrarı dahi tüm taleplerin kabulü için yeterli değildir, her bir kalem eşya için ayrı ispat faaliyeti gereklidir.
Boşanma veya ayrılık eşiğindeki bireylerin yaşadığı psikolojik çöküntü, hukuki adımların yanlış atılmasına zemin hazırlayabilmektedir. Haklarınızı tam anlamıyla savunabilmek adına, hislerle değil rasyonel hukuki verilerle hareket edilmelidir. Ortak konuttan ayrılma anında eğer bir fiziksel şiddet, tehdit veya acil bir kaçış durumu söz konusu ise ilk fırsatta emniyet birimlerine başvurularak durum kayıt altına alınmalı, mutlaka sağlık kuruluşlarından darp raporu temin edilmelidir. Aksi takdirde, aylar veya yıllar sonra açılacak bir davada sadece iddialara dayalı olarak altınların iadesini
talep etmek, kanunlar önünde yeterli bir zemin oluşturmayacaktır. Delillerin zamanında ve eksiksiz toplanması büyük önem arz etmektedir.
Sık Sorulan Sorular
Kadın maruz kaldığı fiziksel şiddet neticesinde can güvenliğini sağlamak amacıyla evden kaçmak zorunda kaldığını somut delillerle kanıtlarsa altınların iadesini eksiksiz olarak talep edebilir. Bu tür acil kaçış senaryolarında eşyaların özenle toplanması hayatın olağan akışına aykırı olduğundan şiddet vakasının darp raporu veya polis tutanağı ile sabit olması halinde ispat yükü yer değiştirmekte ve kadının talebi haklı bulunmaktadır. Bu durum Evi Terk Eden Kadın Ziynet Eşyası Yargıtay kararlarında istisnai ve kadın lehine olan bir durum olarak titizlikle değerlendirilir.
Yerleşik yüksek yargı içtihatlarına göre kural olarak düğünde kadına takılan ziynet eşyaları ve altınlar kadına bağışlanmış sayılır. Söz konusu eşyalar doğrudan doğruya kadının kişisel malı niteliğindedir.
Altınların koca tarafından bozdurulup harcandığı durumlarda kilit nokta bu altınların iade edilmemek şartıyla kadının hür rızasıyla verilip verilmediğidir. Koca söz konusu altınların kendisine kesin olarak hibe edildiğini ve geri istenmeyeceğini hukuka uygun şekilde kanıtlayamadığı sürece bozdurulan altınların güncel bedelini kadına geri ödemekle yükümlüdür. Erkek tarafının evin ortak borçlarını ödemesi veya yatırım yapması iade yükümlülüğünü asla ortadan kaldırmaz.
Çok değerli ve kolay taşınabilir nitelikteki ziynet eşyalarının evden olağan bir şekilde veya önceden hazırlıklı olarak ayrılırken geride unutulması hayatın olağan akışına ters bulunmaktadır. Herhangi bir şiddet zorlama veya engelleme iddia edilip güçlü delillerle ispatlanmadığı sürece salt unutma iddiasına dayalı talepler mahkemelerce reddedilmektedir. İlgili uyuşmazlıklarda Evi Terk Eden Kadın Ziynet Eşyası Yargıtay yaklaşımı değerli takıların giden kişiyle birlikte muhakkak götürüldüğü yönündedir ve aksinin ispatı son derece güçtür.
Sonuç
Aile birliğinin dağılması sürecinde ortaya çıkan hukuki ihtilaflar, sadece maddi değil aynı zamanda derin manevi yıpranmaları da beraberinde getirmektedir. Değerli eşyaların akıbeti, yıllardır yargı kürsülerinde en çok tartışılan konuların başında gelmektedir. Yukarıda kapsamlı olarak sunduğumuz ve tamamen gerçek uyuşmazlıklara dayanan emsaller göstermektedir ki, hukuki zeminde haklı olmak tek başına yeterli değildir; asıl mesele bu haklılığı ispat edebilmektir. Delil listesinin özenle hazırlanması, tarafsız tanıkların beyanlarının titizlikle değerlendirilmesi ve yasal karinelerin doğru yorumlanması ancak ve ancak alanında uzman bir profesyonelin rehberliğiyle mümkündür. Yanlış atılan ufacık bir usuli adım, yemin delilinin unutulması veya çelişkili ifadelerin kullanılması davanın kaybedilmesine yol açacaktır. Bu sebeple karşılaşılan uyuşmazlıklarda kaliteli bir yasal temsil için uzman bir Avukat İstanbul şehrindeki karmaşık dava dosyalarınızı titizlikle takip ederek hak kayıplarının önüne geçecektir. Tüm bu süreçleri en başından sonuna kadar şeffaf bir biçimde yönetmek, haklarınızı sonuna kadar korumak maksadıyla tecrübeli bir Avukat İstanbul bünyesinde yapacağınız araştırmalarda en güvenilir sığınağınız olacaktır. Evi Terk Eden Kadın Ziynet Eşyası Yargıtay içtihatlarının detaylı analizini sunduğumuz bu yazımız umarız ki yol gösterici olmuştur. Haklarınızı eksiksiz savunmak ve davalarınızı stratejik bir şekilde yürütmek için Vizyon Hukuk ve Danışmanlık Ofisi olarak her aşamada yanınızdayız. Profesyonel danışmanlık hizmetlerimizden faydalanmak ve sorularınıza yanıt bulmak için ofisimizi Trump Towers, Mecidiyeköy Mahallesi, Mecidiyeköy Yolu Cd. No:12, 34360 Şişli/istanbul adresinde ziyaret edebilirsiniz.



